ARA
İŞ'TE BAŞARI HİKAYELERİ

Zorlu Kimyasal Başarı Hikayesi

Zorlu Kimyasal Bağlantı Sistemleri

Kalite ve güveni hedef olarak belirleyerek, 1998 yılında Türkiye'de tesis kurmak için ilk fizibilite çalışmalarını gerçekleştiren, 2000 yılından itibaren imalata başlayan Zorlu Kimyasal, bugün kimyasal dübel üretiminde dünyadaki sekiz fabrikadan biridir....Devamı

Dükkana sahip çıkıyorlar mı?

Google Facebook del.icio.us StumbleUpon Twitter Digg

Yayın Tarihi: 04.10.2011

Temizlikçi gelmemişti

Yine bir kıştı. Yine kar yağmıştı İstanbul'a. Yine belediye başkanımız "Dışarı çıkmayın" demişti. Korkumuzdan iki gün dışarı çıkamamıştık. Üçüncü gün bankada işim olduğu için çıkmak zorunda kalmıştım. Ana yollar temizdi. Arabalar gide gide karı eritmişti. Bankanın bulunduğu yere sorunsuz geldim. Fakat bankanın park yerine park edemedim. Parka giren, çok az meyilli, 2-3 metrelik bir yoldu. Ancak kar temizlenmediğinden içeri giremedim. Arabayı yola park ettim. Eşimi arabada bıraktım, ama dörtlü flaşörleri de yaktım. Koşa koşa bankaya girdim.

Sıra numaramı aldım, bir gözüm arabada, cam kenarında beklemeye başladım. Bankanın güvenlik görevlisi de benim yanımda idi. O da dışarıya bakıyordu.

Eğer aceleniz varsa önünüzdekilerin işi uzun sürer. Yine sanki öyle olmuştu. Bir yandan bir türlü ilerlemeyen numaratöre, bir taraftan da arabama bakıyordum. Derken bir başka araba göründü. Bizim arabadan daha heybetli ve daha yeni bir araba idi. Onun da niyeti bankanın park yerine girmekti. Büyük bir güvenle parka giden yola girdi, ama başarılı olamadı. Gerileyip bir ikinci hamle daha yaptı, ama nafile. Üç-dört deneme sonunda o da pes edip, bizim arabanın arkasına park etti.

Güvenlik görevlisine baktım. Suratında "Biz bu filmi çok gördük, araban bu kadar yeni, bu kadar lüks de olsa bizim park yerine girmek o kadar kolay değil işte" der gibi bir ifade vardı. Müşterilerin parka girememeleri onu hiç ilgilendirmiyordu. Kendisine sordum "Neden park yerine giden bu yol temiz değil?" Güvenlikçi, mirasyedi bir asilzade edası ile karşılık verdi "Temizlikçi gelmedi bugün." Saat öğlene yanaşıyordu.

Çamı deviremedim (!)

Eğitim tesisinden içeri girerken kapıdaki güvenlikçi durdurdu. "Uğur Bey değil mi?" dedi. İsmim kapıya bildirilmişti. "Evet, benim" deyip arabayı içeri sürdüm. Hava oldukça sıcaktı. Çıkışta çok ısınmış bir arabaya girmek istemiyordum. Bu nedenle ulu çam ağaçları arasındaki gölgelik park yerine sürdüm. Eğitimden çıktıktan sonra akşamki dersime yetişecektim. Çıkışta zaman kaybetmemek için arabanın yönünü çevirmeliydim. Geri geri park edecektim.

Otobüs sürücüleri gibi yandaki dikiz aynalarını kullanarak park etmek geldi içimden İki ağaç arasından geri geri gitmeye başladım. Birden aynaların birinde el sallayıp koşan güvenlikçiyi gördüm. Acaba burasını başka birisine mi ayırmışlardı? Frene basıp durdurdum arabayı. Sonra başımı pencereden çıkarıp koşan güvenlikçiye sordum: "Hayır ola, ne var?". Güvenlikçinin yüzünde büyük bir endişe vardı. "Hocam, ağaca çarpıyordunuz" dedi Arkama baktığımda tam ortadan bindirmeme ramak kalmış çam ağacını gördüm. Geri geri giderken yandaki iki ağaca yoğunlaşmıştım.

Tam arkamdaki çamı görmemiştim. Ne hikmetse park sensörleri de uyarı vermemişti, ya da ben duymamıştım. Bu kez iyi bir çam devirecektim (!). Güvenlikçiye teşekkür ettim.

Bir yorum

İki güvenlikçi öyküsü anlattım. Banka güvenlik görevlisinin görev tanımında kar yağdığında parka giden yolu temizlemek yoktur. Ama olağanüstü bir durumdu. Ve o yoldaki karı temizlemek, onun yaşındaki bir babayiğidin üstesinden beş dakikada gelebileceği bir işti. Ama yol temizlenmemişti. Bu durum, gelen müşterilerin parka girememesi, güvenlikçiyi zerre kadar ırgalamıyordu. Beni en çok şaşırtan, onun bu vurdum duymaz tavrı oldu.

Sanırım ikinci öyküdeki güvenlikçinin de görev tanımında "Gelen konukların arabalarını sağ salim park etmelerini sağlamak" yazılmamıştı.

Ama o beni sonuna kadar izlemişti. Durumu gördü ve koşa koşa gelerek arabamın ağaca çarpmasını önledi. Hem arabamın hem de çamın zarar görmesini önledi.

Konunun sırrı, görev tanımında yatmaktadır. İşletmelerde tüm işi tek kişi yapamayacağı için ana iş, ufak işlere bölünür. Ve organizasyon şemasına göre işleri dağıtırız. Buna "iş bölümü" deriz. Yapılacak iş somut olarak belli olsun, kimse kimsenin işine burnunu sokmasın diye de görev tanımı yaparız. Ama bütün bu iş bölümü ve yapılan işler, ana işi görmek içindir. Ana iş, "dükkân"ın açık kalması, çarkın dönmesidir. Çalışan herkesin ana işe sahip çıkması gerekir. "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh, bütün kuruluştur". Bunu görev tanımlarına yazmayı ihmal ederiz.

İşletmenizde insanlar iş yapmamak için eksik görev tanımlarına mı sığınıyorlar, yoksa dükkâna sahip mi çıkıyorlar? İşletmenin başarısında fark yaratan sır budur.

 


İNSAN KAYNAKLARI KATEGORİSİ ALTINDA YER ALAN DİĞER MAKALELER

Ne giydiğinizi biliyor musunuz?

Yazan: Didem Eryar Ünlü / Dünya Gazetesi Yazarı

Yayın Tarihi: 13.09.2018

Tekstil sektörü, petrol sektörünün ardından, dünyanın en büyük ikinci kirleticisi. Sadece bir T-shirt ve kot pantalon üretimi için yaklaşık 20 bin... Devamı

'İşini iyi yap, hayat boyu öğrenci kal'

Yazan: Didem Eryar Ünlü / Dünya Gazetesi Yazarı

Yayın Tarihi: 14.08.2018

"Yaşam felsefemi oluştururken en fazla etkilendiğim iki cümle büyükbabama ait. Bu cümlelerin birincisi, 'Sana yapılacak bir iş verildiğinde, bunu... Devamı

KOBİ'ler İş Güvenliği'nde Yeni Döneme Hazır mı?

Yazan: Dr. Resul Kurt / İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Müşaviri

Yayın Tarihi: 27.06.2016

İş Sağlığı ve Güvenliği yasası, iş güvenliği alanında proaktif bir yaklaşımla üç önemli ayak üzerine kuruludur; 1-Risk değerlendirmesi ve acil durum... Devamı

Çok Eşlilik Hangi Koşulda Gereklidir?

Yazan: Dr. Uğur Tandoğan / İnsan Kaynakları Uzmanı

Yayın Tarihi: 01.08.2012

İşiyle evli patron Aile şirketi bir kobide proje yapıyordum. Şirket sahibinin eşi ve aynı zamanda şirketin ortağı hanımefendi ile görüşüyordum.... Devamı

İşe Alımda 'Ne Yapılmaz'ı Bilenden 'Ne Yapılmalı' Önerileri

Yazan: Ayşe N. Uça / Datassist İK Genel Müdür/Performia Türkiye CEO

Yayın Tarihi: 11.04.2012

İnsanın pek çok şeyi doğrudan kendi yaşamadan öğrenemeyeceği söylenir. Öneriler, tavsiyeler pek işe yaramaz, kendi deneyimlemeden hiç kimse... Devamı