12.01.2021

E-İhracatta Marka Tescili

#eihracat
#marka
#tescil
#brand

Sınaî mülkiyet açısından “marka”; bir işletmenin ürettiği ya da sattığı mal ve hizmetleri diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmek için kullanılan her türlü sözcük, şekil, renk, harf, sayı, sesler, hareket, koku veya ambalajdan ibaret olabilen işarettir.

Sınai mülkiyetin her alanında olduğu gibi marka kavramında da temel belirleyici unsur ayırt ediciliktir. Bu açıdan bakıldığında markayı oluşturan unsurların uzun kısa, büyük küçük, anlamlı anlamsız ya da renkli renksiz olmasının bir önemi yoktur. Pazarlama açısından piyasada bir değer ifade etmeyecek 7-8 sessiz harften oluşan bir marka adı, sınai mülkiyet açısından başka bir mal ya da hizmetin adına benzemediği için son derece ideal bir örnek olabilir.

Markalar tescil edildikleri andan itibaren 10 yıllık koruma altına girer. Hak sahipleri tarafından her 10 yılda bir ilgili harcın ödenmesi suretiyle yenileme yapılarak, sonsuza kadar korunabilirler.


E-İhracatta Marka Tescilinin Önemi


İhracatçıların çoğu işlemlerini ürünlerini gönderdikleri müşterileri, bayileri, distribütörleri ya da ilgili ülkedeki aracıların desteği ile tamamlamakta ve ihracat döngüsünü bu şekilde sürdürmektedir. Bu döngüyü sağlayan unsurlar, bazen iyi niyetli davranmamakta ve ürünlerinizi gönderdiğiniz ülkede markanızı kendi adlarına tescil ettirebilmektedir. Böyle bir durumda kendi markanızı kaybetmeniz bir yana, ürünlerinizin ilgili ülkeye girişi sırasında gümrüklerde pek çok olumsuz durum yaşanmakta ve ürünler heba olmaktadır.

Pazarlama açısından markanızın taşıdığı size özel değerlerin, fikrî mülkiyet hukuku açısından da size özel kalması ve taklitlerinin önüne geçilebilmesi için ihracat yaptığınız ülkelerde de marka tescilini yaptırmanız gerekmektedir.

Dünyanın en büyük ve yaygın e-ticaret platformu Amazon, tescilli marka sahibi olan satıcılara ayrıcalıklar sağlamak ve muhtemelen de kısa bir süre içinde kendi platformunda sadece tescilli markalı ürünlere yer verecek kapsamlı adımlar atmak için “Brand Registry” isimli programı başlattı.

Brand Registry programı kapsamında Amazon, tescilli marka sahiplerine sağladığı ayrıcalıkları da şöyle sıralamıştır;

  • Marka tesciline sahip olmak markanızı korsanlara/hırsızlara, fason ürünlere veya markanızı/logonuzu kullanan insanlara karşı korurken, Amazon’un desteğini almak için tek yoldur.
  • Özel marka satıcıları için Enhanced Brand Content (Zenginleştirilmiş Marka İçeriği) almanın tek yoludur. Enchanced Brand Content  sayesinde dönüşüm oranı yüksek, dinamik ve görsel ürün listesi oluşturabilirsiniz.
  • Amazon Brand Registry hizmetini geliştirme ve yeni özellikler ekleme ihtimali çok yüksek. Marka tesciline ne kadar erken sahip olursanız, yeni eklenen özelliklere daha erken erişim sağlar ve rakiplerinizden bir süre de olsa önde olabilirsiniz.

Dünya ticaret rakamları içinde e-ihracatın payı, bu pay içinde de Amazon’un kapladığı yer düşünüldüğünde Alibaba ve eBay gibi diğer yapıların da çok kısa zaman içinde marka tescilleri konusunda önemli adımlar atacağına emin olabiliriz.

İhracatçılar için önemli konulardan biri de, mal ve ürünlerini pazara sunacakları ülkelerde mümkün olan en fazla reklam, tanıtım ve pazarlama faaliyetleri yapabilmektir. Bu konuda devletin çok önemli yasa ve mevzuat çalışmaları olmuş ve ihracatçılara dönük çok sayıda teşvik uygulanmaya başlamıştır.

İhracatçıların 2010/6 nolu “Yurt Dışı Birim, Marka Ve Tanıtım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ”de bütün detaylarına yer verilen bu teşviklerin birçoğundan faydalanabilmesi için, markalarının ilgili ülkelerde tescilli olması gerekmektedir.


Marka İsmini Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler


Türkiye’de yapılan marka başvurularının büyük bir çoğunluğu düz yazı ile yazılan ve/veya yanında bir de görsel öğe (logo, şekil vb.) bulunduran unsurlardan oluşuyor. Sınaî mülkiyet, yaşayan ve dolayısıyla gelişen, büyüyen bir kavram. Doğal olarak başka marka türleri de hayatımıza girmeye başladı. Ancak vekillerin bir kısmının bilmediği, bazılarının Türk Patent’in mevzuatında yer almadığı ya da uzmanların dahi başvurunun hangi formatta sunulması gerektiğini bilmedikleri bazı marka türleri söz konusu.

Peki, kimler marka tescili için başvuruda bulunabilir ve marka tescili için gerekli olan evraklar nelerdir? merak ediyorsanız "Marka Tescili Nasıl Yaptırılır" başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Buna ek olarak halen Avrupa ve ABD ofislerinde kabul edilen farklı marka türlerinin bir kısmının da marka niteliği taşıyıp taşımadıkları tartışmalı. Ama halen yürürlükte olan mevzuat ve uygulamalar açısından bakınca marka müracaatlarının reddini gerektiren iki temel nokta var! Bu noktalardan birincisi, markanın “mutlak ret” nedenleri… Bu nedenler markanın kendisinden kaynaklanır (anlam, görünüm, ifade tarzı vb.). Diğer nokta da “nispi ret” nedenleri… Bunlar da çeşitli şekillerde üçüncü kişilerin hakları ile çakışma durumları nedeniyle oluşur. Türk Patent, bazı durumlarda henüz başvuru aşamasında da benzerlik nedeniyle markaları reddetmektedir.

Bunun dışında “aynılık, ayırt edilemeyecek derecede benzerlik, karıştırılabilecek, ilişkilendirilebilecek derecede benzerlik, eskiye dayalı kullanım” gibi durumlar da nispi ret nedenleridir. Yurt dışında yapılacak başvurularda her ülke ya da kullanılacak her sistemin kendi başına taşıdığı ayrı yasal mevzuatlar nedeniyle çok farklı uygulamalarla karşılaşılabilmektedir. Slovakya’da rahatlıkla tescille koruma altına alabildiğiniz bir marka ismi, Portekiz’de kullanılan yerel dil ya da farklı lehçelerinde taşıdığı argo içerik nedeniyle daha başvuru aşamasında ilgili patent ofisi tarafından reddedilebilmektedir.

Dünyanın en büyük firmaları bile bu tarz durumları yaşamaktadırlar. Örneğin; 2018 yılı sonbaharında Coca-Cola, Yeni Zelanda’da yerli halka yönelik yürütmek istediği bir kampanya için kola otomatları hazırlatır ve çeşitli yerlere konumlandırır. Otomatların üzerine de yerli halkın dili ile “merhaba” şeklinde bir mesajı İngilizce ile harmanlayarak, “ortaya karışık” bir slogan ile tüketiciyi karşılamak ister. “Kia ora” Maori dilinde “merhaba” demek. “Mate” de İngilizcede “eş, arkadaş” gibi anlamlar taşıyor. Fakat atlanan ayrıntı şu; “mate” Maori dilinde “ölüm” anlamına geliyor! Yani Yeni Zelanda’nın yerel halkı Maoriler için Coca-Cola otomatlarının üzerinde “Merhaba ölüm!” yazmaktadır. Gelen eleştiriler üzerinde Coca-Cola, ilgili otomatları toplatır ve bir özür mesajı yayınlar.

Yine 1980’lerin ortalarında otomotiv firması Chevrolet, İspanya’da “Nova” markalı bir modelini satışa sunar. Fakat Chevrolet’in atladığı bir konu vardır. Nova, İspanyolcada “duran, gitmeyen, yürümeyen” anlamına gelmektedir.

Bu nedenle operasyonel açıdan büyük kolaylıklar sağlamakta olan yurt dışı marka tescil sistemleri bile kullanılsa, konu hakkında uzmanlığı olmayan biri açısından bu tarz -ön görülmesi çok da mümkün olmayan- durumlar yaşanabilmektedir.

Hak sahiplerine, girişimcilere yapacakları çalışmalarda mutlaka bir marka vekili ile çalışmalarını tavsiye ediyoruz. Aksi durumda son derece değerli bir kaynak olarak kaybedilen zaman bir tarafa, geri döndürülemez hak kayıpları ve markaya kalıcı zararlar verebilen iletişim kazaları da yaşanması muhtemeldir.


Uluslararası Marka Tescili Nasıl Yapılır?


Marka tescil işlemi, diğer sınaî haklarda olduğu gibi “ülkesellik” arz eder. Yani bir marka tescil işlemi, sadece tescili tamamlanan ülkede koruma sağlar. Yani Türkiye’de yapılmış bir tescil işlemi, markayı örneğin Almanya ya da Amerika’da korumaz. Farklı bir ülkede marka tescilinden kaynaklanan haklara sahip olabilmek için ilgili ülkede markanın tescilli olması gerekmektedir.

Gelişen dünya ticareti doğrultusunda ülkeler, mal ve hizmetlerin sorunsuz bir şekilde dünyada dolaşımını sağlamak amacıyla uluslararası tescilleri kolaylaştırmak ve maliyetleri aşağı çekmek için bazı sistemleri devreye soktular. Kısaca bu sistemlerin neler olduğuna; sağladıkları avantaj ve dezavantajlara bakalım!


Ülkesel Başvuru


Ülkesel başvuru; tek tek hedeflediğiniz ülkelerde işlem yapmanızı sağlar. Özellikle çok sayıda ülkede işlem yapmak isteyen markalar için maliyet ve operasyon anlamında önemli yükler ortaya çıkartır. Ancak en büyük avantajı, başvuru yapılan her ülkenin birbirinden farklı yasal düzenlemeleri konusunda başvuru sahibine esneklik sağlamasıdır. Bazı tescil sistemleri, “bir ülkede ret nedeni, sistem üyesi tüm ülkelerde ret nedenidir” prensibi ile ilerler. Ülkesel başvuru, bu konuda başvuru sahiplerine hamle avantajı sağlar. Genellikle herhangi bir başvuru sistemine dahil olmayan Arap, bazı Afrika ve Güney Amerika ülkeleri için çok sık kullanılmaktadır.


Madrid Protokolü


Madrid Protokolü’ne halen 106 ülke üyedir ve her geçen gün üye sayısı artmaktadır. Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından yönetilen sisteme tek bir başvuru ile birden fazla ülkeye marka tescil başvurusu yapılabilmektedir. Maliyet ve operasyonu minimuma indiren sistemde, tescil sonrası işlemler de tıpkı başvuru gibi tek merkezden yapılabilmektedir. Tescil süresi yaklaşık iki yıldır. Başvuru yapılan ülkedeki yerel patent ofisinin (ülkemiz için Türk Patent Kurumu) vereceği  “ret” ya da “kısmi ret” gibi olumsuz kararlar, sistemdeki başvuruya da aynen yansır. Bu nedenle Madrid sistemini kullanmak isteyen girişimciler, markalarının Türkiye’de tescilli ya da tescil konusunda emin oldukları noktada bu sistemi kullanırlarsa başarı şansları daha yüksek olur. Başvuru kapsamındaki ülkelerde verilen kararlar birbirinden bağımsızdır ve tüm başvuruyu etkilemez.


Topluluk Markası (CTM)


Avrupa Birliği’ni oluşturan 28 ülkenin tamamına tek bir başvuru ile ulaşılabilme imkanı sağlayan bir sistemdir. Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yarısının AB ülkelerine yapıldığı düşünüldüğünde, Türk firmaları için son derece kullanışlı bir sistem olduğu söylenebilir. Tek merkezden başvuru imkanı tıpkı Madrid Protokolü sistemi gibi operasyon ve maliyet avantajı sağlar. Süreç 6-9 ay gibi son derece kısa bir sürede tamamlanır. Özellikle ihracat anlaşmasını tamamlayan ama marka tescili olmayanlar için ideal bir sistemdir. Ancak önemli bir dezavantajı; üye ülkelerin herhangi birinde verilecek olumsuz kararın tüm başvuruya aynen yansıyacak olmasıdır. Yani İrlanda’da verilen ret kararı, markanın Almanya’da olumlu devam eden sürecin de olumsuz sonuçlanmasına yol açar.


OAPI ve ARIPO sistemleri


“OAPI” Fransızca konuşulan 16;  “ARIPO” ise, İngilizce konuşulan 19 Afrika ülkesinde başvuru yapmak için kullanılan bir sistemdir. Ülkesel başvuruya göre maliyet ve operasyon avantajları vardır.

Her marka, her sistem ve her ülke kendine özgü şartlar taşımaktadır. Bu nedenle yurt dışı marka başvurusu yapmak isteyen girişimcilerin mutlaka bir marka vekilinden destek alınması önerilmektedir.

 

X