Sağlık Sektörü'nün yapısı; ülke nüfusu, kültürel gelişim, doğal kaynak, politik ve ekonomik sisteme bağlı olarak değişim göstermektedir. Bununla birlikte sağlığa verilen önemin her geçen gün artması ve sağlık hizmetlerinde kalite çıtasının yükselmesi, sağlık kuruluşları arasındaki rekabeti artırmakta ve sektörün gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır. Sağlık hizmetleri sunumunda; fiziki yapı, araç gereç, insan gücü ve finans gibi kaynak özelliklerinin yanı sıra, hizmetin sunum şekli ve hizmet alanların memnuniyeti de kuruluşlar arası rekabette en belirleyici özellikler olarak gösterilmektedir.
Sağlık Sektörü'nün geleceğinin irdelendiği raporlarda, önümüzdeki on yıl içerisinde sektörün önemli değişikliklere sahne olacağı vurgulanmaktadır. Yapılan araştırmalar; farklılaşan nüfus yapısı, ortaya çıkan yeni hastalıklar, gelişen teknoloji, sağlık masraflarındaki büyük artış gibi faktörler nedeniyle, Sağlık Sektörü'nde faaliyet gösteren firmaların iş stratejilerinde ciddi değişim yapmaları gerekliliğini ortaya koymaktadır.
SEKTÖRÜN TÜRKİYE'DEKİ GELİŞİMİ
Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren sağlık hizmetlerinin sunumu ve sağlık
verilerinin iyileştirilmesi için birçok çalışma yapılmıştır. 1923-1937 yılları arasında Dr. Refik Saydam, sonrasında Dr. Behçet Uz dönemi, tıp tarihinde derin izler bırakan çalışma ve reformların etkili olduğu dönemlerdir. Dr. Nusret Fişek önderliğinde 60'lı yıllarda uygulamaya başlanan sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi de önemli aşamalardan biri olmuştur.
80'li yıllara kadar geçen dönem, hizmetin iyileştirilmesi, sağlık altyapısı ve örgütlenmenin düzenlenmesi ilgili uygulamalara tanık olmuştur. 1983 sonrası yıllar sağlık politikalarında önemli değişimlerin yaşandığı yıllar olarak tarihte yerini almıştır. 1990 yılı sonunda Dünya Bankası desteğinde yürütülen projeler temel olarak sağlıkta reform çalışmalarını konu edinmiş ve bu dönemde reform çalışmaları hız kazanmıştır. 2003 yılında hayata geçen "Sağlıkta Dönüşüm Programı" ise Türkiye'deki gelişimin en önemli halkalarından birini oluşturmuştur. Sağlıkta Dönüşüm Programı; sağlık ve sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması, aile hekimliği ve genel sağlık sigortası olmak üzere üç temel bileşenden oluşmuştur.
Sağlanan dönüşüm programıyla atılan en önemli adımları; kamu çalışanlarının özel sağlık kuruluşlarında da tedavi olabilmeleri, çoğunluğu ilaçlardan oluşan beşeri ve tıbbi ürünlerde referans fiyat uygulamasına geçilmesi, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) bünyesindeki bütün sağlık hizmet işletmelerinin yanında kamu kurumlarınca işletilen sağlık tesislerinin Sağlık Bakanlığı'na devredilmesi, SSK'ya tabi çalışanların ve emeklilerin reçeteli ilaçlarını anlaşmalı eczanelerden temin etmeleri, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur isimleri altında ayrı ayrı çalışmakta olan üç ayrı sosyal güvenlik kurumunun 'Sosyal Güvenlik Kurumu' (SGK) çatısı altında bir araya getirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası Sistemi olarak sıralanmak mümkündür.
SEKTÖREL PANORAMA
Türkiye'de özel sağlık sektörü 2005 yılından sonra hızlı bir büyüme kaydetmiştir. Her geçen yıl, özel kuruluşlar lehine büyüyen sağlık sektöründe, geçen yıl 40'a yakın özel hastane açılmıştır. 2003'te özel hastanelerin sektörde %8 olan payı, 2010 yılında %35'e ulaşmıştır. Son üç yılda 13 birleşme ve satın alma gerçekleşmiştir. Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı yeni çalışmalar ve kuruluşların yatırım planları ışığında, tüm bu rakamları artırması beklenmektedir.
Özel kurum ve kuruluşlarda 19 bin 500'ü uzman olan 21 bin doktor ve yaklaşık 200 bin çalışan bulunmaktadır. Özel sağlık kuruluşlarının yılda 84 milyon muayene, 2 milyon ameliyat, 3 milyon yatışla kamu sağlık hizmetinin üzerinden çok önemli bir yükü alıp, sağlığa kalite kattığı görülmektedir.
Türkiye'de ilaç sektörü ise; yüksek kapasiteli, altyapısı belli bir düzeye ulaşmış, nitelikli insan kaynakları bulunan bir sektör durumda. Sektörde yaklaşık 300 firma, 43 üretim tesis faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte yaklaşık 25 bin kişi istihdam edilirken, 8 bin civarında ürün pazara sunulmaktadır. Türkiye, toplam 18 milyar TL'lik ilaç hacmi ile dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer almaktadır.
Tıbbi cihaz sektörü; yaklaşık 300 bin çeşit ürünü içeren geniş bir yelpazeye sahip durumda. Türkiye'de üretilen başıca ürünler; röntgen cihazları, laboratuar cihazları, şırıngalar, pamuklar, pedler, cerrahi el aletleri, hastane demirbaşları, stent ve kateterler, kauçuk ve silikon sondalar olarak sıralanmaktadır. Pazarda kayıtlı 2 bin 100 üretici, 3 bin 100 ithalatçı ve 3 bin bayi bulunmaktadır. Türkiye'nin tıbbi cihaz ihtiyacının %85'i ithalat ile karşılanırken, yerli üretim ancak ihtiyacın %15'ini karşılayabilmektedir. Tıbbi cihaz sektörü, yarattığı katma değer açısından dünyada 13'üncü sırada yer almaktadır.
İlaç
Yaklaşık 800 milyar USD'lik büyüklüğe ve oligopolistik bir pazar yapısına sahip olan küresel ilaç sektörü içinde Türkiye ilaç pazarı % 1 oranında pazar payına sahiptir. 1991 yılından 2005 yılına kadar %43,5 büyüme sergileyen ve 2005 yılında dünyanın 13. büyük ilaç pazarı haline gelen Türkiye ilaç pazarının büyüklüğü 2007 yılı itibariyle 8 milyar USD'ye ulaşmıştır.
İlaç sektöründe 85'i ilaç üreticisi 11 hammadde üreticisi, 38'i ithalatçı olmak üzere
134 firma faaliyet göstermektedir. Kuruluşlardan Sosyal Sigortalar Kurumu İlaç ve Tıbbi Malzeme Müessesesi ile Milli Savunma Bakanlığı Ordu İlaç Fabrikası kamu sektörüne, diğerleri özel sektöre aittir. Sektörde 35 yabancı sermayeli firma bulunmakta olup, bunlardan 8'i üreticidir. İlaç hammaddesi üreten 11 adet firma sektörde faaliyet gösterirken, bunlardan 10'u özel sektör, 1'i kamuya aittir. Özel sektördeki 1 firma ise yabancı sermayelidir. İlaç üretiminde kullanılan hammaddelerin yaklaşık %80'i ithal edilirken, Türkiye'de yaklaşık 3.100 çeşit ilaç üretilmektedir.
Medikal Cihaz ve Aletler
Türkiye'deki tıbbi cihaz, alet ve malzemelerde teknolojik olarak önemli ölçüde dışa bağımlılık görülmektedir. Sektörde arz edilen tıbbi cihaz, alet ve sarf malzemesinin yaklaşık yüzde 15 - 20'si yerli üretimden karşılanmaktadır. Sağlık gereçleri sektöründe Türkiye'de 15 bin civarında firma faaliyet göstermekte olup, ancak bu firmaların büyüklükleri ve faaliyet hacimleri hakkında sağlıklı bilgiye bugün için ulaşılamamaktadır. Bununla birlikte Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER) bünyesindeki 60 üyeden %60'ı ithalat, %40'ı ise üretim yapmaktadır. SADER üyeleri 1000' in üzerinde bayi ağına, 6.000'in üzerinde çalışana, 200 milyon USD ihracata ve 200'ün üzerinde yurtdışı firma temsilciliği ile 400 milyon USD mertebesinde ithalata sahiptir.
SEKTÖREL ANALİZ
Sağlıkta Dönüşüm Programı, uygulamaya konulduğu 2003 yılından bu yana Tıp ve Sağlık Sektörü'nün gündeminden düşmüyor. Program özetle Genel Sağlık Sigortası, Aile Hekimliği Sistemi, Hastane Özerkliği ve Sağlık Bilişimi başlıklarını içeriyor. Dönüşüm çerçevesinde 2005 yılında üniversite hastaneleri dışındaki hastaneler Sağlık Bakanlığı çatısı altında toplanmıştır.
Bunun yanı sıra Bağkur, Emekli Sandığı, SSK ve yeşil kart tek çatı altında bir araya getirilmiştir. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nda önemli bir diğer adım ise 2007 yılında atılmıştır. Buna göre, söz konusu yıl, özel sağlık kuruluşlarıyla hizmet alım sözleşmesinin önü açılmış olup, bu uygulamayla hastaların istediği hastanede hizmet alması sağlanmıştır.
Tüm bu gelişmeler, 2003 yılında Sağlık Sektörü'ndeki payı % 8 olan özel hastanelerin payının, 2010 yılı itibariyle %35'e ulaşmasına yol açmıştır.
Bu arada sektörde yaşanan en önemli gelişmelerden biri de Sağlık Bakanlığı tarafından 15 Şubat 2008 tarihinde değiştirilen yönetmelik ile özel sağlık kuruluşlarının, branş ve tam ya da kısmi zamanlı kadro almasının engellenmesi olmuştur.
Bu durum, mevcut kadrosunu artırmak için hastanelerin satın alma ve birleşme yoluna gitmesini sağlamış ve Türkiye'de, 2008 Ocak'tan 2011 Şubat'ına kadar toplam 217 milyon Euro tutarında 13 birleşme ve satın alma gerçekleşmiştir.
Şimdiki gelişme ise, Sağlık Bakanlığı'nın, birden fazla sağlık tesisinin bulunduğu il ve ilçelerde, kapasite, donanım, insan gücü ve gelir-gider dengesi daha iyi durumda olan hastane bünyesinde bir veya birden fazla sağlık tesisi birleştirilmesini öngören yasa taslağı hazırlığıdır. Hastanelerin daha etkin ve verimli çalışmasını hedefleyen söz konusu tasarı yasalaşırsa, birleşme ve satın almaların artması beklenmektedir.
Özel kuruluşlar için kadroyu artırmak halen sıkıntılı olduğundan bu konuda da bir çalışma yürütülmektedir. Buna göre, Sağlık Bakanlığı, Özel Hastaneler Platformu Derneği'nden 'Ek Kadro Talep Formu' hazırlayarak özel sağlık kuruluşlarına göndermesini ve sektörün bu konudaki taleplerini rapor halinde kendisine sunmasını talep etmiştir. Platforma, şu ana kadar 300'ün üzerinde sağlık kuruluşundan ek kadro için talep gelmiş olup, Sağlık Bakanlığı'nın ek kadro taleplerini toplama yönündeki bu çalışması, sektör için 'kadro artırma' yolunda yeni bir umut olmuştur.
Bu arada sektörde, geçen yıl 40'a yakın özel hastane açıldı. Bu yatırımlarla birlikte özel hastanelerde büyüme %15 dolayında olurken, 2010 yılı itibariyle sektörde özel kuruluşların sayısı, 500'ü özel hastane olmak üzere 2 bine yaklaştı.
Tıbbi cihaz pazarında en önemli sorun Ar-Ge
Dünya genelinde 296 milyar doları bulan tıbbi cihaz pazarında ise Türkiye, teknoloji sıkıntısı nedeniyle dış ticarette açık vermektedir. Türkiye'nin tıbbi cihaz ihtiyacının %85'inin ithalat ile karşılandığı, yerli üretimin ancak ihtiyacın %15'ini karşıladığı belirtilmektedir. Sektör temsilcileri tıbbi cihaz pazarında Ar-Ge konusundaki sıkıntının bir an önce aşılması gerektiğine inanmaktadır.
Ar-Ge teşviki bağlamında yapılması gerekenler ise şöyle sıralanmaktadır: "Bölgelerin tesis kapasitesine göre üretim şekilleri belirlenmeli, her bölge kendi alanında uzmanlaşmalı. Uzmanlaşmış organize sanayi bölgeleri ve teknokentler oluşturularak hem dışa bağımlılık azaltılmalı hem de sektör dünya ile rekabet edebilecek konuma getirilmeli."
İlaçta ciddi büyüme potansiyeli var
İlaç sanayiinde ise sektör halen ithalata dayalı. Sektör aktörleri, Türkiye'nin toplam 18 milyar TL'lik ilaç hacmine sahip olduğunu belirtirken, bu miktarın 1 trilyon dolara yaklaşan dünya ilaç piyasasının yaklaşık yüzde 1'i oranında olduğuna dikkat çekiyor.
Sektörün ciddi bir büyüme potansiyeline sahip olduğuna işaret edilirken, gelişmelerin, sektörün önümüzdeki yıllarda dünyada 10'uncu sıraya yükseleceğini gösterdiği, ancak Ar-Ge ve üretim anlamında yeterli yatırım yapılmadığına dikkat çekilmektedir.
Sektör aktörleri, ülkede, uluslararası ilaç Ar-Ge yatırımcılarının talep ettiği 'şeffaf, öngörülebilir ve istikrarlı' bir ortamın sağlanmasını talep etmektedir.
Sektörün Güçlü Tarafları
- Özel sektöre yönelik yatırımlara devam edilmesi,
- Referans hastanelerinin çoğunda çağdaş teknolojik donanımın yeterli düzeyde olması,
- Türk toplumunun hastalıklarının tedavisi için tıp merkezlerine gitme alışkanlığına kazanması,
- Özel sağlık sigortalarının artması ve bu alanın gelişim potansiyeli taşıması,
- İletişim ve bilişim teknolojisinde önemli gelişmeler sağlanması,
- Genç nüfus işgücünün, finansman ve insan kaynakları açısından avantaj taşıması.
Sektörün Zayıf Tarafları
- Sağlık hizmetleri için genel bütçeden sınırlı pay ayrılması,
- SGK hastalarının bir kısım hastanelerde yük yaratması,
- Hekim dışındaki kalifiye sağlık personelinin yetersizliği,
- İstihdamdaki yaygın kayıt dışılık,
- Sosyal güvenlik primlerinin tahsilinde yaşanan aksaklıklar,
- Denetim eksikliği sonucunda, sosyal güvenlik sisteminde oluşan açıklar,
- Halkın gelir düzeyinin düşük olması,
- Tıp fakültesinin öğrencilerin eğitim tercihi olmaktan uzaklaşmaya başlaması,
- İlaç, sağlık malzemesi ve teknik donanımda büyük oranda dışa bağımlı olunması.
Kaynak:Dünya Gazetesi(Güncellenme tarihi:17.06.2011)