Otomotiv Sektörü`ne Genel Bakış
Endüstri devriminin ateşleyicisi olan otomotiv, dünyanın en büyük yatırımlarının yapıldığı sanayi dalıdır. Otomotiv sanayi; demir-çelik ile diğer hafif metaller, petrokimya, cam ve lastik gibi temel sanayi dallarında başlıca alıcı olmasından dolayı ekonomilerin de sürükleyicisi konumundadır. Stratejik önemdeki bu sanayi, hammadde ve ara malı üreten yan sanayi ile birlikte otomotiv ürünlerinin tüketiciye ulaşmasını sağlayan ve bunu destekleyen pazarlama, bayi, servis, akaryakıt, finans, sigorta sektörlerinde de çarpan etkisiyle geniş iş hacmi ve istihdam yaratmaktadır.
"Küresel Mükemmeliyet Merkezi" olma hedefi yolunda ilerleyen Türk Otomotiv Sanayi, 1950'li yıllarda başladığı yolculuğunda güçlenerek büyümektedir. Yaklaşık yarım asırdır devam eden yatırımlar sonucunda otomotiv Türkiye'nin lokomotif sektörü durumuna ulaşmış, rekabet avantajıyla da birçok markanın ürettim üssü haline gelmiştir.
SEKTÖRÜN TÜRKİYE'DEKİ GELİŞİMİ
Türkiye'de otomotiv sanayi, 1928'lerin ortasında başladığı üretimine 1960'ların
ortasında hız vermiştir. 1928 yılında ilk montaj atölyesini kurarak Ford'un bayiliğini alan Koç, üretimini 48 adede kadar yükseltse de bu çaba kısa süreli olmuştur. 1950'li yıllarda ise bazı araçların prototiplerinin üretilmesinden sonra ilk montaj hattı Türk Willys Overland Limited adıyla 1954'te orduya cip ve kamyonet temini için kurulmuştur.
1955'te ilk ticari kamyon montajı TOE-Türk Otomotiv Endüstrisi tarafından gerçekleştirilmiştir. 1963'te ilk yerli otobüs montajına Otobüs Karoseri A.Ş.'de ‘Magirus' marka otobüslerin montajıyla başlanmıştır.
1966 yılında otomotiv sanayi kendi modellerinin üretimine geçmiş, ardından binek otomobil üreten montaj fabrikaları Tofaş ve Oyak-Renault, İtalyan ve Fransız lisanslarıyla 1971'de imalat hatlarını kurmuştur.
1968 yılında Otomarsan Otobüs Karoseri ve Motorlu Araçlar A.Ş. "O302" serisi otobüslerin üretimine başlamıştır. Gümrük Birliği öncesinde 1994 yılında Japon ve Güney Koreli üreticiler, yerli sermayeyle ortak girişimlerde bulunarak Türkiye'ye gelmişlerdir.
Türk otomotiv sanayi, 1996 yılında gerçekleşen Gümrük Birliği uygulamalarının yarattığı yoğun rekabet ortamının koşullarını iyi değerlendirerek 1990'lı yıllarda radikal değişikliler gerçekleştirmiştir. Bir taraftan üretim tesislerinde teknolojik yenilikler yapılırken, Gümrük Birliği'nin gereği olarak, Motorlu Araçlar Teknik Mevzuatı ile rekabet kuralları çerçevesinde Blok Muafiyet Mevzuatı uygulamaları, AB ile uyumlu olarak gerçekleştirilmiştir. Rekabetin gerektirdiği yeni ürünlerin üretimi devreye alınmış ve ilk ihracat çalışmaları başlamıştır.
50 yıllık üretim deneyimi, teknoloji birikimi, bugün ana sanayi ve yan sanayinin küresel pazarlarda kendisine çok önemli bir yer edinmesini sağlamıştır. Kalifiye insan gücüyle kusursuz bir otomotiv üretici olan Türkiye, dünya otomotiv devlerinin en önemli üslerinden biri konumuna ulaşmıştır.
Türk otomotiv firmalarının başlangıcından bugüne -yıllara göre- üretim adetlerine bakıldığında sanayinin başarı grafiği daha iyi okunmaktadır. 1963 yılında yalnızca 30 adet otomobil, 999 kamyon, 1458 kamyonet, 12 otobüs, 631 minibüs, 7 bin 982 traktör üretimiyle toplam 11 bin 112 taşıt aracı üreten Türk otomotiv sanayi, yalnızca 10 yıl sonra üretimini 10 katına çıkararak 105 bin 659 adet araç üretmeyi başarmıştır. 80'li ve 90'lı yıllardaki istikrarlı üretim artışıyla giderek güçlenen otomotiv sanayi son dönemde de katlanan üretimi ve artan ihracatıyla Türkiye'nin başat sanayi haline gelmiştir.
SEKTÖREL PANORAMA
Türkiye'de bugün mevcut araç parkının %51'i, 12 yaş üzeri araçlardan oluşuyor. 16 yaş üzeri araçların payı ise %34. Türkiye, bin kişiye düşen 134 araçla, Batı Avrupa ülkeleri ortalaması olan 605'in gerisinde kalıyor. Bu rakamlar Türkiye otomotiv pazarı potansiyelinin çok gerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Potansiyelin ortaya çıkarılması için yol haritası niteliğinde olan Otomotiv Sektörü Strateji Belgesi 14 Nisan'da kamuoyuna duyuruldu. İki yılın üzerinde çalışılan söz konusu strateji belgesi, sektörün beklentilerini büyük ölçüde karşıladı. Otomotiv Sektörü Strateji Belgesi'nde yer alan düzenlemelerle Türkiye'nin otomotivde katma değeri yüksek ürünlerin üretim merkezi olması hedefleniyor.
SEKTÖREL ANALİZ
Krizin yaralarının sarılması ve otomotiv devlerinin yeni projelere hız vermesi ile birlikte geçen yılın ikinci yarısından bu yana tarihi rekorlara imza atan otomotiv sektörü, büyümeye 'tam gaz' devam ediyor. 2011 yılı Ocak-Mart döneminde toplam pazar ve otomobilde son 10 yılın en yüksek değerlerine ulaşan sektörde yılın ilk 5 aylık verileri de rekorların devamına işaret ediyor.
Otomotiv Distribütörleri Derneği'nin (ODD) verilerine göre; Türkiye'de 2011 yılı Ocak-Mayıs döneminde otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı 339 bin 650 adet olarak gerçekleşti. 217 bin 359 adet olan 2010 yılı Ocak-Mayıs dönemi otomobil ve hafif ticari araç pazar toplamına göre, satışlar %56,26 oranında arttı.
Yılın 5 aylık döneminde otomobil satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre %61,58 artarak 233 bin 32 adete seviyesine ulaştı. 2011 Ocak-Mayıs döneminde toplam hafif ticari araç pazarı ise geçen yılın aynı dönemine göre %45,77 artarak 106 bin 618 adet seviyesinde gerçekleşti. Böylece 2011 yılı Ocak-Mayıs döneminde de otomobil ve hafif ticari araç pazarı en yüksek satış değerine ulaşmış oldu.
Sektördeki mevcut resmi değerlendiren sektör aktörleri, 2010'u krizden çıkışın başlangıç yılı olarak nitelendiriyor. Pazarda sağlanan istikrar sürecinin sürmesi halinde ise sektörde 'sürdürülebilirlik' sağlanacağı düşünülüyor. Türkiye'nin 2023 yılı otomotiv sektörü ihracat hedefinin 75 milyar dolar olduğunu hatırlatan sektör temsilcileri, iç pazarı büyütmeden otomotiv sektörünü dünya çapında güçlü ve sözü edilir bir sektör haline getirmenin ve ihracat hedeflerine ulaşmanın oldukça zor olduğuna vurgu yapıyor. Beklenti ise, iç pazarı canlandıracak adımların atılması ve vergi sisteminin gözden geçirilmesi gerektiği yönünde.
Sektörün Güçlü Tarafları
• Yüksek kalite geleneği ve otomotiv kültürü,
• Esnek çalışma saatleri ile tesislerini etkin kullanma yeteneği,
• Teknoloji birikimi ve co-dizayn yeteneklerine sahip yerli yan sanayi,
• Yatırım konusunda rakip ülkelere göre avantajlı konumda olunması.
Sektörün Zayıf Tarafları
• İç pazarın istikrarlı bir seyir izlememesi,
• Teknik mevzuat altyapının kurulamaması,
• Yan sanayi ile tam bir entegrasyon sağlanamaması.
Kaynak: Dünya Gazetesi
(Güncellenme Tarihi: 21.06.2011)