Sarnıç Otel Başarı Hikayesi

Sarnıç Otel

1915 yılında konak olarak inşaa edilen, orjinal haline sadık kalınmak suretiyle otele çevrilerek, 1999'dan bu yana hizmet vermekte olan Sarnıç Hotel; "sarnıç" ismini altında bulunan ve Bizans İmparatorluğu tarafından 5.yy'da inşaa edilen sarnıçtan almaktadır...Devamı

Organik Tarım Sektörüne Bakış

Organik Tarım Sektörüne Bakış

Türkiye'de organik gıda pazarı, kuru üzüm ve kuru kayısı arayışında olan Avrupalı şirketlerin desteği ile yaklaşık 12 yıl kadar önce başlamıştır. Ülkemizde bugün yaş sebze ve meyveden, tavuğa, yumurtadan baklagillere kadar pek çok alanda organik tarım uygulamaları görmek mümkündür. Organik üretimin en büyük avantajı, ölçek ekonomisi istememesi nedeniyle, küçük ya da orta büyüklükteki tüm arazilerde uygulanabiliyor olmasıdır. Sektörün emekleme devresinde olması ve barındırdığı potansiyel ise yatırım yapmak isteyen herkes için ciddi fırsatlar sunmaktadır.

Sektörün Türkiye'deki Gelişimi

Türkiye'de organik tarım, 1980'li yıllarda ihracat talebi doğrultusunda gelişmiştir. Üzüm ve incir gibi geleneksel ürünler ile başlayan bu talep, daha sonra kuru kaysı ve fındık başta olmak üzere birçok üründe devam etmiştir. Bu ürünlerin üretimi öncelikle ithalatçı ülkelerin mevzuatlarına uygun olarak yapılmaya başlamış, 1991 yılından itibaren ise 2092/91 sayılı Avrupa Birliği Konsey Tüzüğü esas alınarak yapılmıştır.

Organik Tarım1990'lı yıllarda organik ürünlerin ticari olarak tüm dünyada önem kazanması ile birlikte, üretimden pazarlamaya kadar organik tarım faaliyetlerinin tüm aşamalarını düzenleyen ulusal bir mevzuatın oluşturulması zorunluluk haline gelmiştir. Bu doğrultuda 1994 yılında "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" yürürlüğe konmuştur. Bu Yönetmelik ile ilk kez ülkemizde organik tarım faaliyetleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın denetiminde ve belirlenen kurallar çerçevesinde yürütülmeye başlanmıştır. Sonraki yıllarda sektörde yaşanan gelişmeler ile birlikte AB mevzuatındaki değişimlere uyum sağlamak üzere bahse konu Yönetmelik'te değişikliğe gidilerek 2002 yılında "Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" yayımlanmıştır.

Organik tarımın artan önemi göz önüne alınarak, bu alanda yönetmelikle yapılan hukuki düzenlemeleri güçlendirmek, ayrıca tarafların görev ve sorumlulukları ile cezai yaptırımlara dayanak oluşturmak üzere organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair hükümleri içeren 5262 sayılı "Organik Tarım Kanunu" 2004 yılında yayımlanmıştır. Bu Kanun'a dayalı olarak hazırlanan "Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.

Sektörden gelen talepler ve ihtiyaçlar doğrultusunda söz konusu Yönetmelik'te üç defa değişiklik yapılmıştır. En son olarak da Avrupa Birliği tarafından 2092/91 sayılı Konsey Tüzüğünün yerine, 834/2007 sayılı konsey tüzüğü ve 889/2008 sayılı direktifin uygulamaya konulması ile birlikte, ulusal mevzuat Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumlu hale getirilerek, 2010 yılında yayımlanmıştır.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 81 İl Müdürlüğü bünyesinde, organik tarım ile ilgili faaliyetleri yürütmek üzere Organik Tarım Birimleri kurmuş olup, bu birimde görev alacakların görev ve yetkileri 2005/1 sayılı Genelge ile belirlenmiştir. Söz konusu Genelge, 2009/1 ve 2011/4 sayılı Genelge olarak revize edilmiştir.

Ayrıca Şubat 2014'te organik tarım yönetmeliğinde bir değişikliğe de gidilmiştir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın, Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasın Dair Yönetmelik 31 Aralık 2013'ten geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir. Buna göre, ürünlerin etiketlenmesinde yetkilendirilmiş kuruluşun adı, logosu, kod numarası ile müteşebbis veya ürün sertifika numarası bulunması zorunlu hale gelmiştir.

SEKTÖREL PANORAMA

Dünya tarım alanlarının yüzde 0.9'unda organik tarım yapılırken, Türkiye'deki organik tarım alanlarının toplam tarım alanları içerisindeki payı yüzde 2.2 düzeyinde. Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu tarafından 2013 yılında yayınlanan 2011 yılı verilerine göre, Türkiye geçiş süreci dahil olmak üzere organik tarımda dünya genelinde 18. sırada yer alıyor.

Organik TarımTürkiye'de 2002'de 310 bin ton olan organik üretim, 2012 yılında 1 milyon 750 bin tona ulaştı. 2002 yılında 150 olan bitkisel ürün sayısı 2012 yılında 204'e çıktı. Toplam organik üretim alanı da aynı süre içinde 90 bin hektardan 703 bin hektara yükseldi. Organik tarım yapan çiftçi sayısı ise söz konusu sürede yaklaşık yüzde 350 artış göstererek 12 bin 428'den 54 bin 635'e ulaştı.

Organik tarım yapılan alanların dağılıma bakıldığında, ilaç ve gübrenin en az kullanıldığı, kimyasallarla toprağın en az kirlendiği, Doğu Anadolu Bölgesi ilk sırada yer alıyor. Bölge olağanüstü organik tarım potansiyeline sahip. Bu bölgeyi sırasıyla Ege, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Karadeniz, Akdeniz ve Marmara bölgeleri izliyor.

SEKTÖREL ANALİZ

Dünyada 80'li yıllardan itibaren ticari boyut kazanan organik tarım, günümüze kadar hızlı bir gelişim gösterdi. Organik ürün talebi ve üretimi her geçen yıl artmaya devam ediyor. Yumurtadan hayvancılığa, sebze-meyveden tekstile kadar çok geniş bir üretim yelpazesine ulaşan organik pazarı yılda ortalama yüzde 10-12 oranında büyüyor.

Türkiye'de üretilen organik ürünlerin büyük bölümü ihraç ediliyor. Uluslararası ticaret sınıflandırmalarında organik ürünler için ayrı bir saha veya pozisyon numarası bulunmaması sebebiyle ihracat miktarı net olarak tespit edilemiyor. Türkiye'nin dünya organik tarım pazarından 500 milyon dolar civarında pay aldığı düşünülüyor. Türkiye'nin organik ürün ihracatının yüzde 80'ini kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, pamuk ve fındık gibi ürünler oluşturuyor. Geçmişte sadece ihraç edilen organik ürünlerin son yıllarda iç pazarda da satılmaya başlanırken, iç pazar büyüklüğünün yıllık 100 milyon dolara olduğu varsayılıyor.

Organik tarım destekleri belli oldu

Verilen destekler üreticileri organik tarıma yönlendirirken, bu üretim dalının benimsenmesini ve organik tarımın gelişmesini sağladı. Organik tarım, 2005 yılında ilk kez destekleme kapsamına alındı ve organik tarım yapan üreticilere alan bazlı desteklemeler yapılmaya başlandı. Bakanlar Kurulunun 2014 yılına ilişkin tarımsal desteklerine ilişkin kararı, Resmi Gazete'de yayımlanarak, 1 Ocak 2014'ten geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.

Buna göre; meyve ve sebzede organik tarım desteği dekar başına 70 lira, tarla bitkilerinde organik tarım desteği dekar başına 10 lira, anaç sığır mandada hayvan başına 150 lira, buzağıda 50 lira, anaç koyun-keçide 10 lira, arılı kovanda 5 lira, alabalıkta 35 kuruş, çipura levrekte 45 kuruş destek belirlendi.

Sebze ve meyvede iyi tarım uygulamalarına dekar başına 50 lira, örtü altı iyi tarım uygulamalarına da dekar başına 150 lira destek verilecek. Destekleme ödemesi kapsamına alınan her tarımsal işletme için yıllık 600 lira ödenecek.

Yönetmelikte değişiklik

Organik tarıma başlamak isteyen üreticilerin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl veya İlçe müdürlüğünden güncellenmiş onaylı Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kaydı, yapacağı üretime göre ise büyükbaş hayvancılık işletmeleri için Türkvet'den onaylı İşletme Tescil Belgesi, küçükbaş hayvancılık işletmeleri için Koyun Keçi Kayıt Sistemi'nden onaylı belge ve arıcılık işletmeleri için ise Arıcılı Kayıt Sistemi'nden onaylı belgeleri almaları gerekiyor.

Organik tarımda ürün yetiştirilmesi, toplanması, hasat, kesim, işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma ile ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar olan işlemlerde, kimyasal madde veya tarım ilacı kullanılmıyor. Organik tarım yapmak isteyen girişimcilerin, Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş sertifika kuruluşlarına başvurması gerekiyor.

Organik ürünler, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş Türkiye genelindeki 28 kontrol ve sertifikasyon kuruluşları tarafından belgelendiriliyor. Bu firmalar, üretimden işleme ve depolama aşamasına kadar her aşamada denetim yapıyor.

Bu arada organik ürünlerin etiketlenmesinde yetkilendirilmiş kuruluşun adı, logosu, kod numarası ile müteşebbis veya ürün sertifika numarası bulunacak. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasın Dair Yönetmelik 31 Aralık 2013'ten geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.

Dünyada çevre koruma, hayvan ve bitki sağlığına dönük kırsal kalkınma politikaları ile gıda güvenliğini sağlamaya yönelik yaklaşımların öne çıktığı bir dönemde organik tarımın Türkiye için büyük bir avantaj olduğunu düşünen sektör temsilcileri, Türkiye'nin sahip olduğu bu avantajı değerlendirmesi ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakılması adına organik tarımsal üretimi yaygınlaştırmanın öncelikli hedef olması gerektiğini belirtiyor.

Çoğu üründe dünya üretiminden yüzde 2-3'ler düzeyinde pay alan Türkiye'nin organik tarımda binde 3'lerde kalmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı vurgulanıyor.

Dünyada organik tekstile talep artıyor

Dünyada ekolojik ürün pazarı 2013 yılında 65,4 milyar doları geçerken, bunun 8 milyar dolarını tekstil ürünleri oluşturdu. Üretiminde doğaya zarar vermeyen, insan sağlığına da başta kanserojen etki olmak üzere hiçbir olumsuzluk yaratmayan, geri dönüşümü olan ürünler organik hazır giyim ürünleri olarak şekilleniyor.

Organik TarımCiltle teması olan hazır giyim ürünlerin üretiminde insan sağlığına zararlı kimyasallar kullanıldığı takdirde, bu kimyasallar cildin gözenekleri içinden ter yoluyla kana karışabiliyor. Bu kimyasallar, kanserojen etki yaparak zamanla kansere de neden olabiliyor. Bu nedenle organik hazır giyim ürünlerine talep dünyada hızla artıyor.

Yurtdışında ekolojik tekstile talep artıyor ancak Türkiye'de bu talep çok belirgin bir şekilde oluşmadı. Bu ürünlerin fabrika çıkış maliyetinin 10 euro, Avrupa'da satış fiyatının ise 30 euro civarında olduğu bilgisi verilirken, Türkiye'de buna yönelik alım gücünün oluşmadığına işaret ediliyor. Bu nedenle sektör bu ürünlerde de ihracata yönelik çalışıyor.

Güçlü yönler

- Ulusal mevzuatın varlığı,
- Kurumsal yapının varlığı,
- Pazara arz süresinin uzunluğu,
- Zengin biyolojik çeşitlilik ve doğal kaynaklar,
- Zengin tarımsal eko sistemler,
- Temiz toprak ve su kaynaklarının varlığı,
- Organik hayvancılığa uygun çayır ve meralar,
- Geleneksel bilgi ve tecrübenin varlığı,
- Organik tarım döngüsü.

Zayıf yönler

- Güncel olmayan organik tarım kanunu,
- Denetim alt yapısının etkinsizliği,
- Kayıt dışılık,
- Pazar sıkıntısı, iç ve dış pazarın dengeli gelişmemesi,
- Uzmanlık ve hizmet içi eğitimlerin yeterli düzeyde olmaması,
- Eğitim ve yayım çalışmalarının yeterince etkili olmaması,
- Ar-Ge çalışmalarının yetersiz olması, sonuçların uygulamaya konulmaması,
- Fonksiyonel olmayan Organik Tarım Birimleri,
- İl Müdürlüklerinin organik tarımı benimsemedeki yaklaşım farklılıkları,
- Kütüphane ve dokümantasyon yetersizliği.

Fırsatlar

- Dünyada ve Türkiye'de organik ürünlere olan talebin artması,
- İç pazarın gelişiyor olması,
- Üretici örgütlenmesine ilişkin yasal düzenleme,
- Agro-ekoturizm ve sağlık turizmine talebin artması,
- Paydaşlar arası işbirliği,
- Entegre tesislerin varlığı,
- Etkin lojistik hizmet ağı,
- Konu bazında akredite analiz kapasitesinde gelişme

Tehditler

- Organik ürünlere güvensizlik,
- Sanayileşme,
- İthal girdiye bağımlılık,
- Girdi fiyatlarının görece yüksek olması,
- İç pazarın yeterince gelişmemesi,
- İhracatta karşılaşılan teknik engeller.

Kaynak: Dünya Gazetesi
Son güncelleme: 16 Mayıs 2014