Bilişim Sanayi Başarı Hikayesi

Bilişim Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.

1985'te kurulan Bilişim Ltd, Türkiye'nin üstün başarıyla sonuçlanmış önemli projelerine imza atan, alanında uzmanlaşmış, öncü bir yazılımevi ve 'danışmanlık kurumu'dur... Devamı

Gıda Sektörüne Bakış

Gıda sektörünün ana görevi tarımsal ham maddeyi işleyerek yüksek kalitede, sağlıklı gıda ve içecek ürünleri haline getirmektir. Bu süreçte, en önemli adım üretimdir. Üretimden başlayarak tüketicide sona eren süreçte ise sağlıklı hammadde temininden enerji kullanımına, kaynak kullanımından atık idaresine, ambalajlamadan dağıtım kanallarına kadar birçok unsur yer almaktadır. Gıda zincirini, 'tarladan sofraya' ilkesinden hareketle; çiftçiler, sanayiciler, tedarikçiler, nakliyeciler, perakendeciler ve tüketicileri de içine alan farklı gruplar oluşturmaktadır.

Sektörün alt başlıkları; Et ve Et Ürünleri, Süt ve Süt Ürünleri, Un ve Unlu Ürünler, Meyve ve Sebze Ürünleri, Katı ve Sıvı Yağlar, Şeker ve Şekerli Ürünler, Alkolsüz İçecekler, Alkollü İçecekler, Fermente Ürünler, Hazır Tüketilen Gıdalar ve Bebek Mamaları olarak özetlenebilir.
Günümüzde öne çıkan bir diğer eğilim ise organik gıdalardır. Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermektedir.

SEKTÖRÜN TÜRKİYE'DEKİ GELİŞİMİ

Gıda sektörü, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren en hızlı gelişen sektörlerden biri olmuştur. İlerleyen dönemde devlet, gıda sektöründe büyük ölçekli işletmeler kurmuş ve bunlara yoğun olarak yatırım yapmıştır. Bu işletmeler, KİT'ler (Kamu İktisadî Teşebbüsü) şeker, çay, tütün, alkollü içecekler, et ve süt ürünleri üretimi alanlarında faaliyet göstermişlerdir. Söz konusu dönemde artan kamu yatırımlarına ve büyük devlet işletmelerinin varlığına karşın, gıda sektöründe küçük ölçekli ve bağımsız üretici birimleri de varlığını sürdürmüştür.

1980'den sonra ihracata dönük birikim tarzına geçilmiş, bu dönemde dış ticaret rejiminde gıda ürünlerini de kapsayan önemli değişiklikler yapılmıştır. Bunların başında gıda ve tarımsal ürünler dış ticaretinin serbestleştirilmesi gelmektedir.

1984 yılında gıda ürünlerinin ithalatında uygulanan vergi ve harçlar da önemli ölçüde düşürülmüştür.

1990'lı yılların başında ise özelleştirme kapsamına alınan Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), Yem Sanayii AŞ (YEMSAN) ile Et ve Balık Kurumu'na (EBK) ait işletmeler özelleştirilmiştir. Bununla birlikte 1980'lerden başlayarak tarımsal üretim ve gıda sanayiinde uluslararası sermayenin rolü önemli ölçüde artmış, 1987-1998 yılları arasında yabancı şirketler ile yabancı ortaklı yerli şirketlerin sayısında yükselme görülmüştür. Yabancı sermayeli kuruluş sayısı tarımda 32'den 65'e, gıda işleme sektöründe 38'den 139'a, yemek müteahhitliği sektöründe 8'den 198'e çıkmıştır. Türkiye'nin önde gelen yerli sermaye grupları, çok uluslu şirketlerle ortaklık kurarak; et, süt ve sütlü ürünler üretimi, gıda paketlemesi, sebze ve meyve işlenmesi ve dondurulması, çay üretimi, tam ve hazır gıda üretimi, gıda pazarlaması ve perakendeciliği gibi alanlarda etkinlik göstermeye başlamışlardır.

SEKTÖREL PANORAMA

Özellikle son 10 yılda önemli bir başarı grafiği sergileyen Türk gıda ve içecek sanayi, gayrisafi milli hasıla içerisinde 300 milyar liraya yaklaşan payı, 40 bine ulaşan işletmesi ve 400 bini aşan çalışanıyla ülkenin en dinamik ve üretken sektörlerinden biri konumda.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, 2009 yılında gıda sektöründe 36 bin 396 işyeri faaliyet gösterirken işyeri sayısı yaklaşık yüzde 11 artış ile 2012 yılında 40 bin 377’ye yükseldi. 2009 yılında 338 bin 852 kişi istihdam eden sektör, 2012’de yüzde 20 artışla 406 bin 91 kişiye ulaştı. İçecek sektörü ise 2009’da 523 işyeri faaliyet gösterir ve 10 bin 643 kişiyi istihdam ederken işyeri sayısı 2012’de yüzde 16’lık artışla 607’ye istihdam edilenlerin sayısı ise yüzde 19’luk artışla 12 bin 695 kişiye ulaştı.

Sektörde ortalama kapasite kullanım oranı da yüzde 50 ila 70 arasında seyrediyor. Kapasite kullanım oranlarının düşük ve verimliliğin görece az olmasının nedenleri arasında ise plansız üretim, tarım ve sanayi arasındaki entegrasyon yetersizliği gösteriliyor. Kapasite kullanımı oranını artırmak isteyen sektörde verimlilik çalışmalarının yanı sıra ihracatta rekabet avantajı elde edilmesi görüşü hakim.

SEKTÖREL ANALİZ

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Küresel Gıda Fiyatları Endeksi’nin 2015 yılı Mayıs ayında yüzde 1,4 azalarak 166,8 puana indiğini açıkladı. Böylece küresel gıda fiyatları, 2009 yılı Eylül ayından bu yana en düşük düzeye gerilemiş oldu. Türkiye’de ise bu durum ters orantılı ilerliyor. 2005’ten sonra hızla daralan tarım arazileri ve özellikle 2007 ile 2014 yılları arasında görülen don, sel, fırtına ve kuraklık gibi iklimsel değişimler tarım ürünlerinde rekolteyi düşürdü. Farklı bir ifadeyle dünyada tahıl, et ve şeker olmak üzere gıda fiyatları son 6 yılın en düşük seviyesini görürken, Türkiye’de gıda fiyatları yükseldi. Sektör temsilcilerinin uzlaştıkları temel nokta ise Türkiye gıda sanayinde ilerleme var, fakat sektörde köklü reformlar şart. Bu konuda özellikle devlete ve ilgili bakanlıklara büyük görev düştüğünü hatırlatan sektör temsilcileri; tarım arazilerinin korunması, kayıt ve kontrol dışı üretimle mücadele, tarım ve gıda sanayinin devlet tarafından desteklenmesi, piyasa düzeni ve istikrarının sağlanması, ihracatın önündeki engellerin kaldırılması, hammadde ve tamamlayıcı ürün tedarikinde dışa bağımlılığın kaldırılması ve standartların sağlanması, dış pazarlarda rekabet gücünü artıracak önlemlerin alınması, damızlık süt ve etçi sığır yetiştiriciliği destekleme politikaları devamlılığının sağlanması, girdi maliyetlerinin azaltılması gibi tedbirlerin alınmasının önemine vurgu yaptılar.

Büyüme beklentilerin altında kaldı


Türkiye ekonomisinin önemli yapı taşlarından biri olan gıda ve içecek sanayii; üretim değeri, istihdama sağladığı katkı, ihracat ve dış ticareti karşılama oranı nedeniyle ekonomi açısından önemli bir yere sahip. 2014, gıda sanayi için yurtiçinde bir yandan talebin azaldığı diğer yandan maliyetlerin artış yönünde baskılandığı bir yıl oldu. Kuraklık, sel ve dolu gibi afetlerin tarımsal üretimde yarattığı rekolte düşüşü ve hammadde fiyatlarındaki yükseliş, gıda sektörü büyümesinin beklentilerin altında kalmasına yol açtı.

Tarımdaki büyüme, gıda fiyatlarına yansımadı

Tarım sektörünün büyümeye katkısı yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,7 olurken, aynı dönemde gıda enflasyonunun da artması soru işaretleri yarattı. TÜİK verilerine göre, Türkiye ekonomisi bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,3 ile beklentilerin üzerinde büyüdü. Bu dönemde, tarım, ormancılık ve balıkçılık grubunun büyümeye katkısı ise yıllık bazda yüzde 2,7 oldu. Yılın ilk çeyreğinde gözlenen tarım sektöründeki büyümenin, gıda fiyatlarında aşağı yönlü etki yaratması beklenirken, rakamların tam tersi bir durumu ortaya koyması ise soru işaretleri yarattı. Gıda enflasyonu bu yıl yüzde 1,72 ile 2003 yılından sonraki en yüksek Nisan ayı artışını kaydetti. Bu yılki fiyatlar incelendiğinde en fazla artış gösteren harcama grubunun gıda olduğunu bildiren uzmanlar, gıdanın 2015 yılında enflasyonu olumlu etkileyeceği görüşünün hakim olduğunu, ancak bu şekilde gerçekleşmediğini ifade ediyor. Ayrıca 2014'te görülen kuraklığın yerini bu yıl fazla yağış alınca da gıdada fiyat artışı yaşanmaya devam ediyor.

Sektör 2015 için daha iyimser

İklimsel değişimlerin, tarımsal üretimde rekolteyi düşürdüğüne ve hammadde fiyatlarını artırdığına değinen uzmanlar, sektörde büyümenin beklentilerin altında kaldığını kaydediyor. Bu yıla ilişkin öngörülerde de bulunan sektör temsilcileri, petrol fiyatlarındaki düşüşe bağlı olarak tarımsal emtiaların fiyatlarında da düşüş yaşanacağını, küresel mal ve hizmet talebinin ise canlanacağı tahminini yapıyor. Bu gelişmelerin hem genelde hem de sektör özelinde ihracata olumlu yansıması bekleniyor. Geçtiğimiz yılki iklim koşullarının tarımda rekolteyi olumsuz etkilediğini aktaran sektör temsilcileri, ortaya çıkan mali tablonun önümüzdeki süreci de etkileyebileceği yönünde kaygılarını dile getiriyor.

 

Hammaddede dışa bağımlılık artıyor

Geçen yıl gıda maddeleri ihracatı yaklaşık 17.7 milyar dolarken, söz konusu dönemde yaklaşık 12 milyar dolarlık ithalat yapıldı. Bununla birlikte, 2014 yılında Türkiye, gıda dış ticaretinde 5.7 milyar dolar fazla verdi. 2013 yılında 16.7 milyar dolarlık gıda maddeleri ihracatı, 2014 yılında yüzde 6 artarken aynı dönemde ithalat ise yüzde 11.2 oranında yükseldi. Türkiye’nin gıda maddeleri dış ticaretinde 5.1 milyar dolar fazla verdiğini kaydeden sektör oyuncuları, 2014’te tarımsal hammadde dış ticaretinde ise 5.9 milyar dolarlık açık verildiğini ifade ediyor. 2013 yılında 990 milyon dolar olan tarımsal hammadde ihracatı 2014'te yüzde 1'lik artışla, 1 milyar doları buldu. Aynı dönemde ise 6 milyar 84 milyon dolardan yüzde 1.2'lik düşüşle 6 milyar 11 milyon dolar tarımsal hammadde ithalatı yapıldı. Özellikle son altı yılda tarım ürünleri dış ticareti sistematik olarak net açık verdi. Türkiye’nin gıda maddeleri dış ticaretinde net ihracatçı, tarımsal hammadde dış ticaretinde ise net ithalatçı konuma geldiğine vurgu yapan sektör temsilcileri, özellikle belli kalemlerde yaşanan artışa dikkat çekiyor. Elde edilen veriler sonucunda, Türkiye’nin geçmiş dönemlere oranla hammaddede giderek dışa bağımlı hale geldiğini belirten sektör temsilcileri, üretim yerine ithalatı tercih eden tarım politikalarından vazgeçilmesi gerektiği görüşünü kaydediyor.

 

 

Hububat, bakliyat ve yağlı tohumlarda yıl temkinli geçecek

Sektör, ana başlıkları ile değerlendirildiğinde ise hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) ihracat değerleri açısından tarım kategorisindeki en büyük alt sektör konumunda bulunuyor. Geçen yıl bitkisel ürünlerde yüzde 5, hayvansal ürünlerde ise yüzde 15 büyüme gerçekleşti. Bitkisel ürünler içinde en büyük paya sahip hububat bakliyat yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı ise yüzde 2 büyüme ile 6.7 milyar dolarken sektörün 2023 yılı için ihracat hedefi ise 19.2 milyar dolar. Geçen yıl, daha önce yapılan öngörülerden daha az büyüme gerçekleştiğini söyleyen uzmanlar, büyümeye en yüksek katkının net ihracattan geldiğini açıklıyor. Bu da ihracatın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini gösteriyor. Özellikle katma değeri yüksek ve yerli hammadde ile çalışılan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri; Türkiye genelinde 2014 yılında 27 sektör arasından ihracatta 8’inci sırada yer alıyor.

 

 

Kırmızı et üretimi 1 milyon tonu aştı

 

Türkiye’nin kırmızı et üretimi ise 2013 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 8.8’lik artışla 996 bin ton seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemler arasında sığır eti, üretimi bir önceki yıla göre yüzde 8.7 koyun eti üretimi yüzde 6, keçi eti üretimi ise yaklaşık yüzde 35.1 arttı. 2014 yılında ise kırmızı et üretimi 1 milyon 8 bin 272 tonu buldu. Sektörün önemli sorunları arasında karkas et fiyatlarındaki dalgalanmaların devam etmesinin yer aldığını işaret eden sektör oyuncuları, yem ve yem hammaddelerinde dışa bağımlılığın sürmesinin maliyeti artırdığı tespitini yapıyor. Bu sorunların çözümü ve sektörün geleceği için beklentiler ise yem bitkileri ve yem hammaddeleri üretiminin artırılması, et üretimini artırmak için kombine ırkların yaygınlaştırılması, küçükbaş hayvan sayısının ve üretiminin artırılması, besi desteklerinin 2015 yılında devam etmesi ve Türkiye’de besilik hayvanların damızlığını üreten çiftliklerin kurulması şeklinde sıralanıyor.

Et fiyatlarında yükselişin devam ettiğini fakat et sanayicilerinin bu artışı telafi ettiği bir süreç yaşadıklarını bildiren uzmanlar, yıllık enflasyon yüzde 8’lerde gerçekleşirken, geçen yıl karkas ette yaşanan enflasyonun yüzde 23 olduğu bilgisini veriyor. Sektör temsilcileri, hayvan varlığının yani hammaddenin yetersiz olmasından şikayetçi. Uzmanlar, besi maliyetlerinin yüksek ve buzağı fiyatlarının ederinin üzerinde olduğunu belirtiyor. Besicinin bu fiyatlarla kazanç elde ettiğini ve bunun da sanayiye, perakendeye ve tüketiciye yansımasının farklı olduğuna dikkat çeken uzmanlar, yem ve yem hammaddelerinde ithalata bağımlı bir yapının bulunmasının fiyat artışına neden olduğu görüşünü kaydediyor. Ayrıca, döviz kurunun yükselmesi ve ortaya çıkan dalgalanmalar, fiyat istikrarının yakalanmasındaki engellerin başında sıralanıyor.

Besilik hayvan ithalatının önü açıldı

 

Geçen yıl, besilik hayvan arzının yetersizliği sorununun çözülmesi için besilik hayvan ithalatının ise önü açıldı. Uzmanlar, bakanlığın 2015'in Şubat ayında yayımladığı talimat ile besicilik yapan yetiştiriciler için kırmızı et üreten, parçalayan veya işleyen gerçek veya tüzel kişiler ile sözleşme yapmaları halinde, sahip oldukları mevcut yerli orijinli erkek besilik hayvan varlığı kadar besilik hayvan ithalat izni verildiği bilgisini veriyor. Söz konusu düzenleme ile sektörde fiyat istikrarının sağlanmasına katkı sağlanacağını düşünen sektör öncüleri, özellikle besi işletmelerinde atıl halde bulunan kapasitenin doldurulması ile kombine ve etçi ırkların Türkiye’de besi altına alınarak bu alanda yem üreticisinden besi işletmesine, dericisinden et ve et ürünleri işleme tesislerine kadar tüm sektörün sürdürülebilir üretim yapmasının sağlanacağını aktarıyor.

 

Kanatlı etinde büyüme hedefi yakalandı

 

Türkiye kanatlı eti sektöründeki gelişmelere bakıldığında ise 2013 yılında 1.9 milyon tonluk üretim yapıldı. Sektörde geçen yıl 4.5 milyar dolar ciro yapılırken, kanatlı eti ihracatı 656 milyon dolarlık büyüklüğe ulaştı. Sektör temsilcileri, 2014 yılı başında belirledikleri yaklaşık yüzde 7’lik büyüme hedefini ise yakaladıkları bilgisini veriyor. İleriye dönük tahminlerde bulunan uzmanlar, piliç eti üretiminin 2025 yılında yaklaşık 3.6 milyon tona ulaşılmasının beklendiğini dile getiriyor. Söz konusu dönemde kanatlı eti üretiminin 2.3 milyon tonunun iç pazarda tüketileceği öngörüsünde bulunuyor. Sektör temsilcileri; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ‘Kırsal Kalkınma Yatırımları Hibe Programı’ ile kümes yapımına destek verilmesini olumlu karşıladıklarını belirtiyor.

Sektörde üretim yapan yaklaşık 15 bin adet kayıtlı etlik piliç kümesi bulunuyor. Bu kümes sahipleri, sektörde uygulanan ‘sözleşmeli yetiştiricilik’ modeli ile sürekli üretim yapabiliyor ve gelir elde edebiliyor.

 

Yumurta ihracatında miktar arttı, değer sabit kaldı

Yumurta sektörü ise 2014 yılında fiyatlar bakımından inişli çıkışlı bir yıl geçirdi. Maliyetlerde yüzde 13’lük artış yaşanırken, bu durumun yansıması olarak yumurta fiyatlarında yüzde 18’lik artış yaşandı. Farklı bir ifadeyle yumurta 19 ila 20 kuruşa mal edildi fakat 21 kuruşa satılabildi. Tüketici ise bir yumurtanın tanesine 35 ila 38 kuruş ödedi. Yine 2014 yılında yumurta üretimi 17.5 milyar adeti aştı. Söz konusu dönemde artan rekabet beraberinde markalaşma ve tüketicinin güvenini sağlama gibi önemli ayrıntıları beraberinde getirdi. Ortadoğu ülkelerinde yaşanan sorunlara rağmen 2014 yılında 4.5 milyar adet yumurta ihracatı yapılarak, 404 milyon dolarlık döviz girdisi sağlandı. Fakat 2013 yılında, 1 kilogram yumurta 1.44 dolara satılırken, 2014 yılında bu rakam 1.39 dolara düştü.

 

Süt ve süt ürünleri ihracatı ivme kazandı

Türkiye’de süt ve süt ürünleri sektöründeki gelişmelere bakıldığında ise bu alanda faaliyet gösteren yaklaşık bin 700 işletme bulunuyor. 34 bin kişinin çalıştığı süt ve süt ürünleri sektörünün cirosu ise 13 milyar TL. Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği’nden (SETBİR) alınan verilere göre, 2014 yılında, 2013 yılına göre yüzde 8.65 artışla, 8.6 milyon ton inek sütü kayıtlı işletmelerce toplandı. Sektör temsilcileri, süt ve süt ürünleri ihracatının 2014'te ivme kazandığını kaydediyor. İhracat, 2013 yılında 282 milyon dolarken 2014 yılında 347.5 milyon dolara çıktı. Süt ürünleri ithalatı ise 2013 yılında 138 milyon dolardan, 2014'te 159.7 milyon dolara yükseldi.

 

Dünya süt ve süt ürünleri pazarında orta vadeli beklentilerin, özellikle gelişmekte olan pazarlarda yaşanan talep artışı ile olumlu seyir izlediğini bildiren sektör temsilcileri, Nisan 2015 sonrasında AB’de kota sisteminin sona ermesine rağmen, AB’nin süt üretiminde sınırlı artışın yaşanacağı tahminini yapıyor.

 

Öte yandan kayıt dışılığın sektör ve Türkiye açısından önemli bir sorun oluşturduğunun altını çizen sektör temsilcileri, tarım politikalarının oluşturulmasındaki belirsizliğin; halk sağlığı, tüketicinin ekonomik kayba uğraması riskinin yanı sıra kurallı çalışan işletmeler aleyhine haksız rekabet oluşturduğu ve devleti gelir kaybına uğrattığı yönünde görüş bildiriyor.

 

Kaynak:Dünya Gazetesi
Güncellenme Tarihi: 26.06.2015