Gıda sektörünün ana görevi tarımsal ham maddeyi işleyerek yüksek kalitede, sağlıklı gıda ve içecek ürünleri haline getirmektir. Bu süreçte, en önemli adım üretimdir. Üretimden başlayarak tüketicide sona eren süreçte ise sağlıklı hammadde temininden enerji kullanımına, kaynak kullanımından atık idaresine, ambalajlamadan dağıtım kanallarına kadar birçok unsur yer almaktadır. Gıda zincirini, 'tarladan sofraya' ilkesinden hareketle; çiftçiler, sanayiciler, tedarikçiler, nakliyeciler, perakendeciler ve tüketicileri de içine alan farklı gruplar oluşturmaktadır.
Sektörün alt başlıkları; Et ve Et Ürünleri, Süt ve Süt Ürünleri, Un ve Unlu Ürünler, Meyve ve Sebze Ürünleri, Katı ve Sıvı Yağlar, Şeker ve Şekerli Ürünler, Alkolsüz İçecekler, Alkollü İçecekler, Fermente Ürünler, Hazır Tüketilen Gıdalar ve Bebek Mamaları olarak özetlenebilir.
Günümüzde öne çıkan bir diğer eğilim ise organik gıdalardır. Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermektedir.
SEKTÖRÜN TÜRKİYE'DEKİ GELİŞİMİ
Gıda sektörü, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren en hızlı gelişen sektörlerden biri olmuştur. İlerleyen dönemde devlet, gıda sektöründe büyük ölçekli işletmeler kurmuş ve bunlara yoğun olarak yatırım yapmıştır. Bu işletmeler, KİT'ler (Kamu İktisadî Teşebbüsü) şeker, çay, tütün, alkollü içecekler, et ve süt ürünleri üretimi alanlarında faaliyet göstermişlerdir. Söz konusu dönemde artan kamu yatırımlarına ve büyük devlet işletmelerinin varlığına karşın, gıda sektöründe küçük ölçekli ve bağımsız üretici birimleri de varlığını sürdürmüştür.
1980'den sonra ihracata dönük birikim tarzına geçilmiş, bu dönemde dış ticaret rejiminde gıda ürünlerini de kapsayan önemli değişiklikler yapılmıştır. Bunların başında gıda ve tarımsal ürünler dış ticaretinin serbestleştirilmesi gelmektedir.
1984 yılında gıda ürünlerinin ithalatında uygulanan vergi ve harçlar da önemli ölçüde düşürülmüştür.
1990'lı yılların başında ise özelleştirme kapsamına alınan Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), Yem Sanayii AŞ (YEMSAN) ile Et ve Balık Kurumu'na (EBK) ait işletmeler özelleştirilmiştir. Bununla birlikte 1980'lerden başlayarak tarımsal üretim ve gıda sanayiinde uluslararası sermayenin rolü önemli ölçüde artmış, 1987-1998 yılları arasında yabancı şirketler ile yabancı ortaklı yerli şirketlerin sayısında yükselme görülmüştür. Yabancı sermayeli kuruluş sayısı tarımda 32'den 65'e, gıda işleme sektöründe 38'den 139'a, yemek müteahhitliği sektöründe 8'den 198'e çıkmıştır. Türkiye'nin önde gelen yerli sermaye grupları, çok uluslu şirketlerle ortaklık kurarak; et, süt ve sütlü ürünler üretimi, gıda paketlemesi, sebze ve meyve işlenmesi ve dondurulması, çay üretimi, tam ve hazır gıda üretimi, gıda pazarlaması ve perakendeciliği gibi alanlarda etkinlik göstermeye başlamışlardır.
SEKTÖREL PANORAMA
Gıda sanayiinde kapasite kullanımı ortalama yüzde 50 olup, bu oran gıda alt sektörlerine göre değişim göstermektedir. Gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 28'ini oluşturan gıda sektörü, DPT verilerine göre imalat sanayii içinde üretim değeri olarak yüzde 18-20 oranında paya sahiptir.
Türk gıda sektörü, 2010 sonu rakamlarına göre 977 bin 194 kişiye istihdam sağlıyor. Sektör; 186,4 milyon ton gıda, 13,2 milyar litre içecek üretim kapasitesine sahip.
Toplam 17 bin 391 kayıtlı işletmenin bulunduğu gıda sektörü, GSYİH'nın 160 milyar TL'sini oluşturuyor.
2010 yılında büyüklüğü 10 milyar dolara ulaşan et ve süt sektöründe, geçen yıl 1 milyon 90 bin 605 ton içme sütü, 780 bin 718 ton kırmızı et, 908 bin ton yoğurt, 473 bin ton peynir ve 398 bin ton ayran üretimi gerçekleştirildi.
Gıda sektörü içinde alt kategorilerin dağılımı şöyledir: Yüzde 56 un ve unlu mamuller sanayi, yüzde 18 süt ve süt ürünleri, yüzde 12 meyve sebze işleme, yüzde 4 bitkisel yağ ve margarin, yüzde 3 şekerli ürünler, yüzde 3 et ürünleri, yüzde 3 civarında tasnif dışı gıdalar ve yüzde 1 alkollü içecekler.
Türkiye gıda sektörünün çatı örgütü Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu'nun mayıs ayında açıkladığı, 2010 Gıda Envanteri sonuçlarına göre sektör, 2010 yılında 3.4 milyar dolar ithalat gerçekleştirdi. Buna karşın 6.7 milyar dolar ihracat gerçekleştiren gıda sektörünün, dış ticareti karşılama oranı yüzde 195 gibi oldukça yüksek düzeye karşılık geliyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye'nin ihracatındaki artış oranı 2009 yılına göre yüzde 11.5 olarak gerçekleşirken; gıda ve içecek sanayiinin ihracat artış oranı yüzde 13.1 oldu. Verilere göre, 2010 yılında GSYİH yüzde 16 büyürken, gıda ve içecek sanayiinde büyüme, yüzde 18.1 ile yine daha yüksek bir oranda gerçekleşti. Söz konusu dönemde gıda ve içecek sanayii, cari fiyatlarla 222 milyar TL'lik pazar büyüklüğüne ulaştı.
SEKTÖREL ANALİZ
Geçtiğimiz yıl, krizin etkilerini üzerinden atan sektör için 2011, büyüme sürecini hızlandırdığı bir yıl oldu. Yılın ilk 7 ayında yüzde 8 büyüyen sektörde, yıl sonu büyüme beklentisi yüzde 20. Sektör aktörleri bu yılki büyümenin moralleri yükselttiğini belirtirken, Türkiye'nin 'gıda başkenti' olma yolunda ilerlediğine dikkat çekiyor
Gıda sektörü, 2011 yılının ilk altı ayında, geçen senenin aynı dönemine göre, yaklaşık yüzde 8'lik bir büyüme oranı yakaladı. Gıda perakendeciliği cirolarında ilk altı aylık performansa bakıldığında ise, yine geçen yıla oranla yüzde 1 artış söz konusu.
Sektör temsilcileri, sektörün bugün yakaladığı hızlı büyümenin, Avrupa kaynaklı yeni bir kriz dalgası gelmediği sürece, devam edeceğine de işaret ediyor.
Coğrafi koşulların elverişliliğinin yanı sıra tarım ve hayvancılık sektöründeki potansiyelin, sektöre önemli avantajlar sağladığına vurgu yapan sektör liderlerine göre, Türkiye'de büyük bir iç pazar var. Ülkenin çevresinde ise, gelişen, gelir düzeyi ve tüketim harcamaları hızla artan ülkeler bulunuyor. Sektör aktörlerine göre bu durum, gıda sektörünün gelecek vizyonu açısından çok umutlu bir tablo oluşturuyor. Gıda sektörünün bu yıl yakaladığı hızlı büyüme eğilimi ise, ülkenin sahip olduğu genç nüfus, gelir seviyesinin yükselmesi ve özel tüketim harcamalarının artmasına bağlanıyor. Tüketici ayağında, özellikle markalı ürünlere yönelik talep de hızla artıyor. Bu durumun farkına varan yatırımcılar, gıda sektöründe markalaşmayı ön plana çıkarırken, yeni yatırımlarla birlikte bu durum, Türkiye ekonomisi açısından önemli bir gelişme sahası oluşturuyor.
Sektördeki büyümeye rağmen birtakım sorunlar da yaşanıyor. Özellikle küresel iklim değişikliğinin verimi azalttığı vurgulanıyor. Sektörde, gıda fiyatlarının artık düşük seyretmeyeceği görüşü hakim.
Hemen hemen dünyanın bütün ülkelerine ihracat yapan sektörün büyük en büyük sorunlarından biri merdiven altı üretim. AB'ye uyum çerçevesinde yapılacak yatırımlar da sektörün bir diğer sorunu olarak karşımıza çıkıyor.
Sektörün Güçlü Tarafları
- Dışa bağlı olmayan tarımsal hammadde varlığı ve çeşitliliği,
- Zengin sulanabilir alanların varlığı,
- Sulanabilir alanların zenginliği,
- Coğrafi konumun getirdiği avantajlar,
- İhracat potansiyeli,
- Trendleri çabuk uygulamaya yatkın, dinamik bir yapı,
- Sektörün potansiyelinin yabancı yatırımcıları cezbetmesi.
Sektörün Zayıf Tarafları
- Kaliteli ve homojen hammadde temininde yaşanan sıkıntı,
- İşletme ölçeğinin ve sermaye yapısının küçük olması,
- Kayıt dışılık,
- Yüksek üretim maliyetleri,
- Tüketici bilincinin tam oluşmaması,
- Gelişmiş ülkelere kıyasla tüketici bilincinin oturmuş olmaması,
- Standartlara uymayan üretim sorunu.
Kaynak:Dünya GazetesiGüncellenme Tarihi: 05.12.2011