Enerji Sektörü, son 150 yıldır hiç gerilemeyen ve önemi her geçen yıl artan bir ekonomik alandır. Enerji kaynaklarının yoğun kullanımı 19. ve 20. yüzyıllarda başlamış, bu kaynaklara ve enerjinin lojistiğine sahip olma yolundaki hâkimiyet mücadelesi 21. yüzyılda en üst seviyesine ulaşmıştır. Enerji stratejik bir gündem maddesi olarak, artık ülkeler ve şirketler arası rekabette ilk sırayı almış, enerji şirketleri, dünyanın en değerli ve en yüksek ciroya sahip şirketleri konumuna ulaşmışlardır.
Globalleşen dünyada sanayideki en ağırlıklı girdi olarak enerjinin, kesintisiz, güvenilir kaynaklardan ve ucuza temini en önemli gerekliliklerden biridir.
Türkiye'de enerji tüketiminde taşkömürü, linyit, petrol, doğal gaz, hidrolik ve jeotermal enerji, odun, hayvan ve bitki artıkları gibi birincil enerji kaynakları ile güneş ve rüzgâr enerjisi kullanılmaktadır. Elektrik enerjisi ve kok ise ikincil enerji kaynağı olarak değerlendirilmektedir.

Büyüyen ekonomiye, gelişen ve çeşitlenen sanayi faaliyetlerine ve değişen demografik yapıya paralel olarak, ülkede birincil enerji ve elektrik tüketim değerlerinde son 40 yılda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Birincil enerji tüketimi kaynaklar itibariyle incelendiğinde, taşkömürü ve doğal gazda artış; petrol ürünleri, linyit ve hidrolik enerjide azalma kaydedildiği görülmektedir. Türkiye'nin birincil enerji ihtiyacı yılda ortalama yüzde 4-5, elektrik enerjisi ihtiyacı da yüzde 8 oranında artış göstermektedir.
SEKTÖRÜN TÜRKİYE'DEKİ GELİŞİMİ
Türkiye'de enerji üretim ve tüketimi Cumhuriyet'in ilk yıllarından önce sınırlı kalmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlatılan kalkınma hamlesi sonucu, sanayileşme ve kentleşme ile birlikte enerji ihtiyacı da artmıştır. Buna bağlı olarak bir yandan yeni enerji kaynakları aranırken, bir yandan da yabancı şirketlerin ellerindeki kömür işletmeleri 1937'de millileştirilmiştir. Önceleri sadece odun, kömür, petrol ve elektrik gibi sınırlı sayıda enerji türlerinden yararlanılmaktayken, daha sonra hidroelektrik, jeotermal, doğal gaz, güneş, rüzgâr gücü, gibi değişik enerji türlerinden de yararlanma yoluna gidilmiştir.
Dünya üretilebilir petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 72'lik bölümü, Türkiye'nin yakın coğrafyasında yer almaktadır. Türkiye, jeopolitik konumu itibariyle, dünyaca ispatlanmış petrol ve doğal gaz rezervlerinin dörtte üçüne sahip bölge ülkeleriyle komşudur. Türkiye ayrıca, enerji zengini Hazar, Orta Asya, Orta Doğu ülkeleri ile Avrupa'daki tüketici pazarları arasında doğal bir 'enerji koridoru' olmak üzere pek çok önemli projede yer almakta ve söz konusu projelere destek vermektedir.
2007 yılında Türkiye'de toplam birincil enerji tüketimi 106 milyon Ton Eşdeğeri (TEP) olarak gerçekleşmiştir. Enerji tüketiminde kömür yüzde 28 gibi önemli bir paya sahiptir. Yerli kaynak potansiyelimizin 10,4 milyar tonunu linyit, 1,33 milyar tonunu taşkömürü oluşturmaktadır. 2008 yılında yapılan 33 milyon ton toplam kömür satışının, yüzde 82'si termik santrallere, yüzde 12'si ise ısınma ve sanayiye olmuştur. Ülkemizde 2008 yılı sonu itibariyle linyite dayalı termik santrallerimizin kurulu gücü 8.110 MW olup bu değer toplam kurulu gücümüzün yüzde 19,4'ünü karşılamaktadır. Kömürün toplamda kurulu güce katkısı 10.097 MW olup, bu değer toplam kurulu gücün yüzde 24,1'ini karşılamaktadır. Taşkömürüne dayalı termik santrallerin kurulu gücü 335 MW olup, toplam kurulu gücün yüzde 0,8'ine karşılık gelmektedir.
Türkiye'nin çok sınırlı doğal gaz ve petrol üretimine karşın yaklaşık 8,3 milyar tonluk bir linyit rezervi bulunmaktadır. Bu linyit rezervinin yaklaşık yüzde 46'sı Afşin-Elbistan havzasında bulunmaktadır.
SEKTÖREL PANORAMA
Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılık oranı bugün yüzde 70'ler seviyesinde. 2011 yılının ilk yedi aylık döneminde, Türkiye'nin petrol ve doğalgaz faturası geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42.4 artışla 29.58 milyar dolara ulaştı. İlk yedi aylık seyrin yılın kalan döneminde de sürmesi durumunda net enerji ithalatının yaklaşık 48 milyar dolarla yeni bir rekor kırabileceği belirtiliyor. Sektör aktörlerine göre, bu oranı minimuma indirgemek için
Türkiye'nin 2020 yılına kadar yatırım ihtiyacı 130 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. EPDK analizlerine göre ise, Türkiye'de 2010-2030 döneminde yapılacak enerji yatırımlarının toplamı 225-280 milyar dolar.
Türkiye, enerji kaynakları bakımından net ithalatçı ülke konumundadır. Türkiye ham petrol ihtiyacının yüzde 6'sını, doğal gaz ihtiyacının ise yüzde 4'ünü kendi kaynaklarından karşılayabilmektedir. Petrolde Türkiye'nin yerli kaynak potansiyeli 6,72 milyar varildir. Enerji üretiminde kapasite kullanımı; arızalar, bakım-onarım, işletme politikası, kuraklık gibi sebeplerle yüzde 73 civarındadır. Termik santrallerde yüzde 68, hidroelektrik santrallerde ise yüzde 94 oranında kapasite kullanımı mevcuttur. Türkiye'de 2008 yılı sonu itibariyle petrol ve petrol ürünlerine dayalı termik santrallerinin kurulu gücü 1.973 MW olup bu değer toplam kurulu gücün yüzde 4,8'ini karşılamaktadır.
Petrol
Türkiye'de, hidrokarbon (petrol) potansiyelinin araştırılması, keşfi, tespiti ve üretilmesi faaliyetleri kapsamında; 2008 yılında, 54 adet arama kuyusu, 41 adet tespit kuyusu ve 30 adet üretim kuyusu olmak üzere toplam 125 adet kuyu açılmış olup, 196.143 metre sondaj yapılmıştır. 2008 yılında toplam 2,2 milyon ton petrol üretilmiştir. Türkiye'nin 2008 yılı sonu itibariyle kalan üretilebilir yurtiçi toplam petrol rezervi 284,7 milyon varil olup, yeni keşifler yapılmadığı takdirde, bugünkü üretim seviyesi ile yurtiçi toplam ham petrol rezervlerinin 19,3 yıllık bir ömrü bulunmaktadır. Son on yılda ise Türkiye'deki petrol üretiminde yüzde 24 oranında düşüş gözlenmiştir.

Yurdumuzda petrol aramacılığının yapıldığı 57 yıl süresinde 1050 arama kuyusu ve 1808 üretim, enjeksiyon ve geliştirme kuyusu açılmış ve irili ufaklı 23 doğal gaz sahası ile 102 petrol sahası keşfedilmiştir.
Son iki yılda, alımı yapılan yeni ekipmanın da desteğiyle denizlerde de petrol arama çalışmalarında yoğunlaşma gözlenmektedir.
Doğal gaz
Türkiye'de doğal gaz üretimi yıllar itibariyle artış trendi göstermiş, 1999 yılında Kuzey Marmara ve Değirmenköy sahalarının yeraltı doğal gaz depolama projelerine ilişkin planların oluşturulması amacıyla, her iki sahadan yüksek debi ile gaz üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, 2002 yılından itibaren TPAO-Amity Oil ortaklığı tarafından Trakya'da gerçekleştirilen yeni doğal gaz keşifleri ve eski sahalarda açılan yeni üretim kuyularının devreye girmesi ile 2001 yılında düşen doğal gaz üretimi tekrar yükselişe geçmiş ve 2008 yılında 1.014 milyon metreküp doğal gaz üretimi gerçekleşmiştir.
2008 yılı sonu itibariyle kalan üretilebilir yurtiçi toplam doğal gaz rezervi ise 6.827 milyon metreküp'tür. Yeni keşifler yapılmadığı takdirde, bugünkü üretim seviyesi ile yurtiçi doğal gaz rezervlerine 6,7 yıllık bir ömrün biçildiğine ilişkin hesaplar yapılmaktadır. Doğal gaz arz-talep dengesine ilişkin çalışmalara göre 2011 yılına kadar olan dönemde yıllık gaz talebini karşılamakta sorun bulunmamaktadır. Ancak, talebin yoğun olduğu kış aylarında kaynak ülkelerdeki veya güzergâh ülkelerindeki aksamalar, dönemsel arz-talep dengesizliklerine yol açabilmektedir.
Biyodizel
Biyodizel, kolza (kanola), ayçiçek, soya, aspir gibi yağlı tohum bitkilerinden elde edilen bitkisel yağlardan veya hayvansal yağlardan üretilen bir yakıt türüdür. 3 milyon tonu benzin tüketimi olmak üzere toplam 22 milyon ton akaryakıt tüketimi olan Türkiye'de 160 bin ton biyoetanol kurulu kapasitesi bulunmaktadır. Türkiye'nin hayvansal atık potansiyeline karşılık gelen üretilebilecek biyogaz miktarı 1,5-2 MTEP olduğu değerlendirilmektedir.
Türkiye'nin biyokütle kaynakları tarım, orman, hayvan, organik şehir atıkları vb.'den oluşmaktadır. Atık potansiyeli yaklaşık 8,6 Milyon Ton Eşdeğer Petrol (TEP) olup bunun 6 milyon TEP'i ısınma amaçlı kullanılmaktadır. 2007 yılında biyokütle kaynaklarından elde edilen toplam enerji miktarı 11 bin TEP'tir.
Elektrik enerjisi
2010 yılı Türkiye elektrik enerjisi sektörü açısından gerek kapasite ve talep artışı, gerekse piyasa oyuncularının uzun zamandır beklediği yasal düzenlemeler açısından kilit bir yıl oldu. 2010 yılında 4 bin 763 MW'lık kapasitenin eklenmesi ile Türkiye'nin toplam kurulu gücü 49 bin 524 MW'a ulaştı. Bu kaynaklardan doğalgazın toplam elektrik üretimindeki payı yüzde 48.6, hidroliğin payı yüzde 18.5, yerli kömürün payı yüzde 21.7 ve rüzgarın payı ise yüzde 0.8 oranında bulunuyor. Türkiye'de küresel ekonomik krizin etkilerinin azalması ile birlikte sanayi üretimi kapasite kullanım oranının artması, elektrik talebi üzerinde olumlu etki yarattı. 2010 yılında yüzde 8.4 oranında artan elektrik tüketimi Ağustos 2010'da 700 milyon kWh ve 34 bin MW kapasite kullanımı ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinde rekor kırdı.
Üretimimizin, 2020 yılında yüksek senaryoya göre yıllık yaklaşık yüzde 7,7 artışla 499 TWh'e, düşük talep senaryosuna göre ise yıllık ortalama yüzde 5,96 artışla 406 TWh'e ulaşacağı beklenmektedir.
2009 yılında elektrik üretimimizin, %48,6'sı doğal gazdan, %28,3'ü kömürden, %18,5'i hidrolikten, %3,4'ü sıvı yakıtlardan ve %1,1'i yenilenebilir kaynaklardan elde edilmiştir.
Güneş enerjisi
Yılın 110 gününü güneşli geçiren Türkiye, ürettiği enerjinin sadece yüzde 0,1'ini güneşten elde ediyor. 2012 yılında ise 600 MW büyüklüğünde lisansa dayalı üretim sahalarının açılması ile birlikte 2013-2014 yılından itibaren sektörde büyük bir hareketlenme görülecek. Önümüzdeki yıl içinde Malatya ve Şanlıurfa Birecik'te toplam 45 MW değerinde güneş santrallerinin kurulması planlanıyor. 31 Aralık 2012 tarihine kadar 600 MW değerinde kurulum lisanı başvurusu kabul edilecek.
Rüzgâr enerjisi
Rüzgâr enerjisi, ısıları farklı olan hava kütlelerinin yer değiştirmesiyle oluşur. 2007 yılında gerçekleştirilmiş olan Türkiye Rüzgâr Enerjisi Potansiyel Atlası (REPA) ile ülkemizde yıllık rüzgâr hızı 8,5 m/s ve üzerinde olan bölgelerde en az 5.000 MW, 7,0 m/s'nin üzerindeki bölgelerde ise en az 48.000 MW büyüklüğünde rüzgâr enerjisi potansiyeli bulunduğu tespit edilmiştir.
Türkiye giderek rüzgar enerjisi sektöründe ağırlığı daha fazla hissedilen bir ülke olmaya başladı. Bu nedenle dünya ve özellikle Avrupa stratejisi içinde Türkiye'nin yeri giderek artıyor. Türkiye'de Ekim 2011 itibarıyla kurulu gücü bin 600 MW'ı aşan rüzgar enerjisi santrali bulunuyor. 2011 yılında 1 Kasım 2007 rüzgâr enerji santrali başvurularının ihale sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, önümüzdeki birkaç yıl içinde yaklaşık 11 bin MW rüzgâr kapasitesinin yatırımı ve devreye alınması için çalışmalar yürütülecek. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde proje finansmanının özellikle küçük ve orta ölçekli şirketler üzerindeki etkisi daha fazla olacak.
Hidroelektrik enerji
Türkiye'de teknik olarak değerlendirilebilir hidroelektrik potansiyeli 36.000 MW'tır. Günümüz itibariyle işletmede bulunan 150 adet HES (hidroelektrik santrali) 13.830 MW'lık kurulu güce ve toplam potansiyelin yüzde 38'ine karşılık gelmektedir.
Nükleer Enerji
Ülkemizde elektrik enerjisi arz ve talep projeksiyonlarına bağlı olarak, 2020 yılına kadar, nükleer enerji santrallerinin, elektrik enerjisi üretimi içerisindeki payının en az %5 seviyesine ulaşması hedeflenmektedir. Bu amaçla 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun 2007 yılı içerisinde çıkartılmıştır. Mayıs 2010'da Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında Mersin-Akkuyu'da nükleer santral yapımına ilişkin hükümetler arası anlaşma imzalanmıştır.
SEKTÖREL ANALİZ
Türkiye, ekonomik gelişme, sanayileşme ve kentleşme dinamiklerine paralel olarak yüksek talep artışı ile dünyanın en hızlı büyüyen enerji piyasalarının başında geliyor. Türkiye'nin 2020 yılına kadar dünya ve Avrupa ortalamalarının üzerinde büyümesini sürdürmesi beklenirken, bu büyümenin desteklenmesi için büyük ölçekli enerji yatırımlarının hayata geçirilmesi gerekiyor. Son dönemde sıkça gündeme gelen 'Enerji Borsası' liberalleşme sürecinde kilit noktada bulunuyor. Borsa fırsatını değerlendirmesi halinde Türkiye enerji sektörü, gelecek 10 yılda ihtiyacı olan 100 milyar dolarlık yatırımı bölgesine çekmenin planlarını yapıyor.
Enerji Borsası'nın kurulması, Türkiye enerji piyasasında birçok değişimin zeminini hazırlayacak. Yatırımcıların gelecekle ilgili daha rahat strateji belirlemesine imkan verecek olan Enerji Borsası sayesinde, Türkiye'de özelleştirmelerle başlayan liberalleşme süreci şeffaf ve likit bir piyasanın kurulmasıyla tamamlanacak. Borsa ve serbest ticaretin yapıldığı bir pazar yapısı, doğru fiyat sinyallerini vereceği için uzun dönemli planlamaları daha hesaplanabilir hale getirecek. Bununla birlikte, bu yapı, likiditeyi ve yatırımları da olumlu yönde etkileyecek. En önemlisi, doğru fiyatın oluşmasını sağlayacak, tüm katılımcıların eşit koşullarda rekabet etmesini sağlayacak.
Enerji sektörünün en önemli ülkelerinin yanı başında hatta merkezinde olan Türkiye, finans merkezi İstanbul'da kurulacak Enerji Borsası sayesinde petrol, doğalgaz, elektrik gibi ürünleri alıp satabilecek. Borsa, hem enerji, cari açık ve istihdam sorunlarına katkıda bulunacak, hem de yüksek büyümeye yardımcı olacak. Dünya enerji tüketiminin yaklaşık üçte biri, enerji ticareti ile karşılanıyor. Bu noktada Enerji Borsası, enerji arz güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Enerji Borsası'nın faaliyete geçmesi ile birlikte Türkiye'de de batı ülkelerinde görüldüğü gibi hem üretici hem de tedarikçiler açısından bir markalaşma ve uzmanlık söz konusu olacak. Bu da kamu yararını gözeten, hizmet kalitesi ve sürekliliğini iş anlayışı olarak benimseyen enerji şirketlerinin artmasına zemin hazırlayacak. Sektör temsilcilerine göre, yatırımların yapılabilmesi için gerekli olan güvenli ve büyümeye açık pazar ortamı, Enerji Borsası'nın kurulması ile mümkün olacak.
2010 yılı özelleştirmeler anlamında da hızlı geçti. 2010 Ekim ayı sonu itibariyle özel sektör tarafından yapılan yatırım 3 bin 200 megavata ulaştı ve bir rekor kırıldı. Kalan 11 elektrik dağıtım bölgesinin ihalesi tamamlandı ve ihale rakamlarına göre toplam 12 milyon doların üzerinde gelir kaydedildi. Ancak geçtiğimiz yıllarda hızlı bir gelişme göstermiş olan devir sürecinin, bazı bölgelerin devralınamamış olmasından kaynaklanan belirsizlik ile 2011 yılının ikinci yarısından itibaren yavaşlama sürecine girdiği görülüyor. Elektrik dağıtım bölgelerinin devri, 2012 yılının önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek. Üretim tarafında EÜAŞ santrallerinin özelleştirmesinde de gelişme kaydedilmesi bekleniyor. 2009 yılı sonunda başlayan EÜAŞ özelleştirmeleri süreci 2010 yılında 52 akarsu santralinin özelleştirme işlemleri ile devam etti.
Sektörün Güçlü Tarafları
Sektörün Zayıf Tarafları
- Enerji politikalarındaki zafiyetler,
- Ham petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki volatilite,
- Nükleer enerji kullanımı konusunda fikir ayrılıkları,
- Dışa bağımlılık,
- Yoğun bürokrasi,
- Kalifiye eleman sıkıntısı.
Kaynak:Dünya GazetesiGüncellenme Tarihi:05.12.2011