Akdöküm Sanayi A.Ş.

Akdöküm Sanayi Anonim Şirketi

Akdöküm Sanayi A.Ş. 1958 yılında İzmir/Çamdibi`nde küçük bir dökümhane olarak kurulmuştur. Türkiye`de ilk kez beyaz temper ve sfero dökümü gerçekleştiren Akdöküm, bugün 550 kişinin çalıştığı, üretiminin % 95`ini ihraç eden, konusunda 10`un üzerinde kalite belgesine sahip bir firmadır.Devamı

Enerji Sektörüne Bakış

Enerji Sektörü, son 150 yıldır hiç gerilemeyen ve önemi her geçen yıl artan bir ekonomik alandır. Enerji kaynaklarının yoğun kullanımı 19. ve 20. yüzyıllarda başlamış, bu kaynaklara ve enerjinin lojistiğine sahip olma yolundaki hâkimiyet mücadelesi 21. yüzyılda en üst seviyesine ulaşmıştır. Enerji stratejik bir gündem maddesi olarak, artık ülkeler ve şirketler arası rekabette ilk sırayı almış, enerji şirketleri, dünyanın en değerli ve en yüksek ciroya sahip şirketleri konumuna ulaşmışlardır.

EnerjiGloballeşen dünyada sanayideki en ağırlıklı girdi olarak enerjinin, kesintisiz, güvenilir kaynaklardan ve ucuza temini en önemli gerekliliklerden biridir.

Türkiye'de enerji tüketiminde taşkömürü, linyit, petrol, doğal gaz, hidrolik ve jeotermal enerji, odun, hayvan ve bitki artıkları gibi birincil enerji kaynakları ile güneş ve rüzgâr enerjisi kullanılmaktadır. Elektrik enerjisi ve kok ise ikincil enerji kaynağı olarak değerlendirilmektedir.

Büyüyen ekonomiye, gelişen ve çeşitlenen sanayi faaliyetlerine ve değişen demografik yapıya paralel olarak, ülkede birincil enerji ve elektrik tüketim değerlerinde son 40 yılda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Birincil enerji tüketimi kaynaklar itibariyle incelendiğinde, taşkömürü ve doğal gazda artış; petrol ürünleri, linyit ve hidrolik enerjide azalma kaydedildiği görülmektedir. Türkiye'nin birincil enerji ihtiyacı yılda ortalama yüzde 4-5, elektrik enerjisi ihtiyacı da yüzde 8 oranında artış göstermektedir.

SEKTÖRÜN TÜRKİYE'DEKİ GELİŞİMİ

Türkiye'de enerji üretim ve tüketimi Cumhuriyet'in ilk yıllarından önce sınırlı kalmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlatılan kalkınma hamlesi sonucu, sanayileşme ve kentleşme ile birlikte enerji ihtiyacı da artmıştır. Buna bağlı olarak bir yandan yeni enerji kaynakları aranırken, bir yandan da yabancı şirketlerin ellerindeki kömür işletmeleri 1937'de millileştirilmiştir. Önceleri sadece odun, kömür, petrol ve elektrik gibi sınırlı sayıda enerji türlerinden yararlanılmaktayken, daha sonra hidroelektrik, jeotermal, doğal gaz, güneş, rüzgâr gücü, gibi değişik enerji türlerinden de yararlanma yoluna gidilmiştir.

Dünya üretilebilir petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 72'lik bölümü, Türkiye'nin yakın coğrafyasında yer almaktadır. Türkiye, jeopolitik konumu itibariyle, dünyaca ispatlanmış petrol ve doğal gaz rezervlerinin dörtte üçüne sahip bölge ülkeleriyle komşudur. Türkiye ayrıca, enerji zengini Hazar, Orta Asya, Orta Doğu ülkeleri ile Avrupa'daki tüketici pazarları arasında doğal bir 'enerji koridoru' olmak üzere pek çok önemli projede yer almakta ve söz konusu projelere destek vermektedir.

Son on yıl içerisinde, dünyada doğalgaz ve elektrik talebinin Çin'den sonra en fazla arttığı ikinci ülke konumunda bulunan Türkiye'nin önümüzdeki dönemde de ekonomik ve sosyal gelişme hedefleri ile tutarlı olarak, enerji talebi artışı bakımından dünyanın en dinamik enerji ekonomilerinden biri olmaya devam etmesi beklenmektedir.

Hızla artan enerji talebi neticesinde Türkiye'nin başta petrol ve doğal gaz olmak üzere enerji ithalatına bağımlılığı artmaktadır. UEA tahminlerine göre, üye ülkeler arasında enerji talebinin orta ve uzun vadede en hızlı artış kaydedeceği ülke Türkiye'dir. Öte yandan, yapılan çalışmalarda, toplam nihai enerji talebi ile toplam birinci enerji talebinin 2020 yılı itibariyle iki kata yakın bir artışla sırasıyla 170,3 ve 222,4 MTEP seviyesine ulaşması, elektrik, doğal gaz ve petrol talebinin ise sırasıyla 398-434 milyar kWs, 59 milyar metreküp ve 59 milyon ton seviyelerini bulması beklenmektedir.

Yenilenebilir enerji bakımından önemli bir potansiyele sahip olan Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesine verdiği önemin bir ifadesi olarak, 26 Ocak 2009 tarihinde Bonn'da düzenlenen konferans sonunda imzalanan anlaşmayla, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı'nın (IRENA) kurucu üyeleri arasında yer almıştır.

Türkiye, ulusal enerji bileşenine nükleer enerjinin de eklenmesi için hazırlıklarını sürdürmektedir. Bu çerçevede, 2030 yılına kadar Türkiye'nin nükleer enerjide 10 bin MW'lık kurulu güce ulaşması öngörülmektedir. Bu kapsamda, RF ile Akkuyu'da bir nükleer güç santrali tesisine yönelik bir Hükümetlerarası Anlaşma 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalanmıştır. İkinci nükleer santralin Sinop'ta inşası planlanmakta olup, ülkemizde üçüncü bir nükleer santralin de kurulması öngörülmektedir.

SEKTÖREL PANORAMA

Dünyada en fazla enerji tüketen 21'inci ülke olan Türkiye, üretimde ise 19'uncu sırada yer almaktadır. Türkiye, toplam enerjisinin yüzde 43'ünü doğal gazdan, yüzde 25'ini kömürden, yüzde 25'ini hidroelektrik santralinden ve geri kalan kısmını da rüzgar ve diğer yenilebilir enerji kaynaklarından elde etmektedir. Türkiye'nin 2002 yılında kurulu gücü 31 bin 800 megavat iken 2013 sonu itibariyle 64 bin megavatı geçmiştir. 2013 yılında yaklaşık maliyeti 7 milyar dolar olan 6 bin 985 megavat kurulu güç devreye alınmıştır. 2002 yılında sadece 140 adet yenilenebilir enerji kaynaklı santral devredeyken, 2013 yıl sonunda bu değer 553'e ulaşmıştır.

EnerjiElektrik talebi son 10 yılda yıllık ortalama yüzde 7 artış göstererek, 2013 yılı sonu itibarıyla 245,5 milyar kilovata ulaşmıştır. Ülkemizde 2013 sonu itibariyle 239 milyar kilovatsaat elektrik tüketilmiştir. Bir başka ifadeyle Türkiye, Yunanistan'ın yarısı, İspanya'nın 3'te 1'i kadar kişi başı elektrik tüketimine sahiptir.

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, enerji sektörüne 2035'e kadar toplam 42,2 trilyon dolar yatırım yapılacağı tahmin edilmektedir. Söz konusu yatırımların 17 trilyon dolarının elektriğe, 9,4 trilyon dolarının petrole, 8,5 trilyon dolarının gaz sektörüne, 0,8 trilyon dolarının kömür sektörü ve 6,5 trilyon dolarının ise yenilenebilir enerji sektörüne ayrılması planlanmaktadır.

SEKTÖREL ANALİZ

Lisanssız elektrik üretimi için 14 Mart 2013'te çıkartılan 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, sektör için büyük bir beklenti yaratsa da kanundaki yeniliklerin uygulamaya girmesi için çıkarılması gereken yönetmeliklerin, ancak 2 Ekim tarihinde çıkarılması, sektörün ‘neredeyse durmasına' neden olmuştu. Enerji piyasası aktörleri, yaklaşık beş aylık bir aranın ardından, yeni yönetmelikle yenilenebilir enerjide yeniden büyüme planları yapmaya başladı.

EmerjiResmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle, artık isteyen herkes başvuruda bulunup, kendi işyeri için elektrik üretimine başlayabilecek. Yönetmeliğe göre, kendi elektriğini üretmek isteyenler için başvuruların önü açılırken, sektör temsilcileri, enerjide yeni bir dönemin başladığı görüşünde.

Yönetmelikle birlikte yaşanan en önemli gelişme, üretimdeki 500 kW sınırının 1 MW'a yükseltilmiş olması. Bu limit, ilerleyen dönemde ‘gerekirse' Bakanlar Kurulu kararıyla beş katına kadar da yükseltilebilecek.

Sektör aktörlerinin "halk, tüketici konumdan, üretici konumuna geçebilecek" yorumu yaptığı yönetmelikte, üretim sınırının yükseltilmesi, büyük şirket ve fabrikalar için de önemli bir gelişme olacak. Belediyelerin de içme suyu ve atık suyu iletim hatlarında elektrik üretim tesisi kurabilme imkanının önü açılırken, kamuoyunun da ‘lisanssız elektrik üretimi' konusunda ilgili olacağı düşünülüyor. Bu arada yönetmelikle, lisanssız üretimden, lisanslı üretime veya lisanslı üretimden lisanssız üretime geçişler de serbest oldu. Ayrıca lisanssız üretim tesisleri enerji alım garantisi de alabilecek.

Şirketler ‘fazlayı' satamayacak

Yönetmeliğin getirdiği önemli bir değişiklik de ‘sınırsız elektrik üretimi'. Buna göre tüketimi fazla olan şirketler, 1 MW sınırına takılmaksızın elektrik üretim tesisi kurabilecek. Ancak söz konusu şirketler, şebekeye enerji verse bile, bu işlem karşılığında para alamayacak. Bu durumda şirketler sadece kendi elektrik üretim ve tüketim giderlerini karşılamış olacak. Alışveriş merkezleri de bu kapsamda elektrik üretebilecek.

Enerji ithalatı, cari açıktaki en önemli kalem

Türkiye'de ekonominin gelişmesine paralel olarak enerji talebi artarken, enerji ithalatı, cari açıktaki artışta en önemli kalem haline geldi. Fosil kaynaklar bakımından komşuları kadar zengin olmayan ancak coğrafi konumu itibarıyla su, güneş, jeotermal ve rüzgar potansiyeliyle birçok ülkeye nazaran avantajlı konumda bulunan Türkiye'de firmalar da bir süredir enerji yatırımlarını geleceğin kaynağı olan yenilenebilir enerjide şekillendirmeye başlamıştı. Bu doğrultuda su, güneş, rüzgar ve jeotermalde yatırımlar artmaya başladı.

Lisanssız Elektrik Üretim Derneği'nden (Li-Der) alınan bilgilere göre; 2014 Mart ayı itibariyle rüzgar, güneş, biyokütle ve kojen ile ilgili toplam 1710 başvuru alındı. Bunlardan toplam 390.743 kW'lık 928 başvuru olumlu sonuçlandı. Lisanssız HES'ler konusunda ise Devlet Su İşleri'nin (DSİ) kendi mevzuatlarındaki değişiklikler bekleniyor. Başvurular gerçekleştiği taktirde, lisanssız HES'lerin de potansiyelinin yükseleceği tahmin ediliyor. İlk etapta 2014 sonuna kadar HES başvurularının 250 MW'tan bin MW'a çıkacağı öngörülürken, bu rakamın 2015 yılı sonunda en az 5 bin MW'a ulaşacağı düşünülüyor.

Yönetmelikle, rüzgarda kWh başına maliyet azaldı

Çıkarılan yönetmelikle, rüzgar enerjisi alanında ürün seçenekleri artarken, kWh başına maliyet azaldı. Fabrikalar artık 2.5 ila 3 MW'lık rüzgar türbinini lisanssız elektrik üretimi kapsamında kurabilecek. Güneş enerjisi üretiminde ise aynı alanda daha fazla kurulum yapılması ile hem satın alma maliyetlerinin düşmesi hem de işletme, bakım ve izleme maliyetlerinin daha ekonomik hale gelmesi sağlanacak. Tüm bunların yanı sıra, yeni yönetmelikle, finans kuruluşlarının sektöre daha kolay kredi verebilecekleri değişiklikler de söz konusu. Yönetmelikle, OSB ve dağıtım şirketlerinin trafo kapasitelerini yılda dört defa, belli aylarda kendi internet sitelerinde yayınlanmak suretiyle açıklamak zorunda olması ise, sektörde planlama ve yatırım açısından yatırımcıya bir öngörü sağlayacağı için olumlu karşılandı.

Ayrıca ilk defa, imdat grupları, şebekeden izole olan sistemler ve verimliliği kanunun belirttiği şekilde olan kojenerasyon sistemleri de lisanssız elektrik üretim kapsamına girdi.

Özel sektörün payı iki kat arttı

Bu arada son 10 yıl içinde elektrik üretim kapasitesi, doğalgaz ithalatı ve enerji tüketiminden her biri yaklaşık iki kat artış gösterdi. Bu gelişme ile birlikte elektrik enerjisi üretiminde kamunun payı yaklaşık yüzde 35 seviyelerine düşerken, özel sektörün payı yaklaşık iki kat artışla yüzde 38'den yüzde 65 seviyelerine yükseldi. Aynı zamanda kamunun elindeki dağıtım şirketlerinin ve hizmetlerin özelleştirilmesi tamamlanarak, bu alanda önemli bir atılım gerçekleşmiş oldu.

Sektör aktörlerine göre, şu an için enerji sektöründe katılımcıların en önemli sıkıntısı, orta ve uzun vadede güvenilir ve şeffaf fiyat oluşumu ile öngörülebilirliği sağlayacak fiyat referansının ortaya çıkamaması. Özel sektör için uzun vadede ‘rekabetin adil olduğu, şeffaf ve serbest bir piyasa yapısı', öncelikli hedef konumunda.

Bunların yanı sıra, artık Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ) ve Borsa İstanbul (BIST) bünyesinde yapılan işlemlere, damga vergisi muafiyeti de getirildi. Tacirlerin kendi aralarında organize piyasalar dışında yaptıkları ticaret, bu muafiyet kapsamı dışında kaldı. Bu durum, bir yandan da EPİAŞ'ye ışık verecek tezgâh üstü piyasalardaki işlem hacminin gelişmesine engel oluyor. Sektör aktörlerine göre, Türkiye'de enerji piyasasının bir diğer önemli parçası olan doğalgaz piyasasında yaşanan önemli değişikliklerden birisi de Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ'nin (BOTAŞ) elindeki ithalat kontratlarının, özel sektöre devri konusunda gerçekleşen gelişmeler.

'Güneş' 5-6 bin MW'lık kurulu güce sahip olacak

Güneş enerjisinde büyük bir potansiyel barındıran Türkiye'de sektör, 2013 Haziran ayında GES yatırımları için yapılacak ihalenin açılmasıyla yeni bir ivme kazandı. 600 MW ile yola çıkılan ihaleye bunun 15 katı olan 9 bin MW'lık talep gelirken, bu rakamın önümüzdeki yıllarda artacağı ve 2020 itibarıyla lisanslı yatırımlar için verilen izinlerin 3 bin MW'ı bulacağı öngörülüyor. İlk etapta devreye girmesi beklenen 600 MW'lık GES için, yaklaşık 1.5 milyar euro düzeyinde yatırım yapılması bekleniyor. Sektör aktörleri, Türkiye'nin güneş enerjisinde 2020 yılında lisanslı ve lisanssız toplam 5-6 bin MW'lık kurulu güce sahip olacağı görüşünde.
Rüzgarda kurulu güçte yıllık 4 bin MW'a ulaşılacak.

Yenilebilir enerjinin bir diğer önemli alanını ise rüzgar enerjisi oluşturuyor. Türkiye, rüzgarda her yıl 500 MW santrali işletmeye almaya başladı. Ancak Türkiye enerji ihtiyacı göz önüne alındığında rüzgar enerjisi yatırımları yeterli görülmüyor. 64 bin megawatt'lık enerji kurulu gücüne sahip Türkiye'nin enerji kapasitesinin yüzde 3 ila yüzde 4'ünü rüzgar enerjisi oluşturuyor. 10 yıl içinde enerji kurulu gücünün 100 bin MW'a çıkması hedeflenirken, bunun yüzde 20'sinin rüzgar enerjisinden oluşması bekleniyor. Bu durumda 2023'te Türkiye'de 20 bin MW'lık rüzgar hedefine ulaşılırsa, yapılan hesaplara göre üretilen toplam elektriğin yüzde 18 ila yüzde 20'si rüzgardan elde edilmiş olacak.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği'nden (TÜREB) alınan bilgilere göre, son üç yıldır her yıl 500 MW civarında rüzgar santrali işletmeye alınıyor. TÜREB'in 2014 Ocak verilerine göre; toplam kurulu güç 2900 MW'ın üzerine çıkarken, inşası devam eden 35 RES'in toplam kurulu gücü ise 981 MW'ı buluyor. Böylelikle rüzgar enerjisinde 2014 yılında yıllık 4 bin MW güce ulaşılması tahmin ediliyor.

Türkiye, LPG pazarı dünyada 15'inci sırada

Türkiye LPG pazarı, 3.7 milyon tonluk yıllık tüketimle dünyada 15'inci, Avrupa'da petrokimya hariç tutulduğunda Rusya'nın ardından ikinci büyük pazar konumunda yer alıyor. 300 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip olan LPG sektörünün 3 milyar kişiye enerji götürdüğü ve bu sayının her geçen gün arttığı vurgulanıyor.

EPDK'nın Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Şubat 2014 Sektör Raporu'na göre; yurt içi toplam LPG satışları şubat ayında önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,3 azalış göstererek 261 bin 534 ton oldu. 2014 yılı Şubat ayında tüplügaz segmentinde 57 bin 344 ton satış gerçekleşti ve tüplügazın toplam LPG satışları içindeki payı yüzde 21,9 oldu. Tüplügaz satışlarında bir önceki yılın Şubat ayına göre ise yüzde 7,9 azalma yaşandı, 2013 yılı Şubat ayında 62 bin 284 ton satış gerçekleşmişti.

Dökmegaz segmentinde 6 bin 4 ton satış gerçekleşti. Toplam satışlardaki payı yüzde 2,3 oldu. Dökme gaz satışlarında yüzde 19,9'luk azalma yaşandı. 2013 Şubat ayında dökme gaz segmentinde 7 bin 499 ton satış gerçekleşmişti.

2014 yılı Şubat ayı otogaz satışlarında, bir önceki yılın Şubat ayı satışlarına göre yüzde 3,1 oranında artış olduğu gözlenmektedir. Bu yıl Şubat ayı otogaz satışları 192 bin 376 ton olarak gerçekleşti. 2013 yılı aynı döneminde ise 186 bin 614 ton satış gerçekleşmişti. Otogazın 2014 yılı Şubat ayında toplam LPG satışlarındaki payı ise yüzde 73,6 oldu.

LPG üretim-satış-ithalat-ihracat miktarları ve oranlarına bakıldığında; Şubat ayında üretim 55 bin 463 ton olurken, toplam 261 bin 534 tonluk satış gerçekleşti. LPG ithalatı 194 bin 670 ton olurken, ihracat 14.047 ton oldu.

Sektörün Güçlü Tarafları

• Dünyanın en yüksek petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip ülkelere yakınlık,
• Hidroelektrik santral kurulumuna uygun nehirlerin varlığı,
• Güneş enerjisine uygun iklim şartları,
• Jeotermal kaynakların bolluğu,
• Asya, Avrupa ve Ortadoğu arasında köprü niteliğindeki coğrafi konum.

Sektörün Zayıf Tarafları

• Enerji politikalarındaki zafiyetler,
• Ham petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki volatilite,
• Nükleer enerji kullanımı konusunda fikir ayrılıkları,
• Dışa bağımlılık,
• Yoğun bürokrasi,
• Kalifiye eleman sıkıntısı.


Kaynak:Dünya Gazetesi
Güncellenme Tarihi:12.05.2014