Teşekkürler...
Mesajınız gönderilmiştir.
avro,
cari açık,
çin,
dolar,
döviz,
kamu borç dinamikleri,
küresel büyüme,
merkez bankası,
sermaye girişi,
tcmb,
türkiyenin kredi notu,
ürdürülebilir büyüme hızı,
yurtiçi tasarruf oranı
Yayın Tarihi: 17.01.2011
Borsadaki satış dalgası öngördüğümüzden daha kolay atlatıldı. Çin'den gelen daraltıcı para politikası işaretlerine, Avro bölgesindeki kredi krizinin büyük ülkelere yayılacağı endişesine ve Merkez Bankası'nın politika değişikliğinin bankaların karlılığını olumsuz etkileyeceği korkularına rağmen İMKB 2011 yılına güçlü bir yükselişle başladı.
Borsadaki yükselişin sağlam temellere dayandığına inanıyor ve İMKB için 72,000 civarındaki hedef değerimizi 79,000 seviyesine çıkarıyoruz. İyimserliğimizin arkasında üç temel beklenti var: (i) yüksek hızlı ve sürdürülebilir büyüme (ii) reel faizlerin uzun süre düşük kalması (iii) yılın ikinci yarısında Türkiye'nin yatırım yapılabilir ülke konumuna yükselmesi.
Küresel büyüme hız kazanmaya ve genele yayılmaya başladı. ABD ve Japonya ekonomilerinde son açıklanan veriler büyümenin hız kazandığını gösteriyor. Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde açıklanan verilerin beklentilerden iyi gelmesi Avrupa'nın çift dipli bir durgunluğa girmeyeceğini gösteriyor. Çin ve Hindistan'ın önderliğinde gelişmekte olan ülkeler küresel büyümeyi yukarı çekmeye devam ediyor.
Türkiye ekonomisi OECD ülkeleri içinde krizden en hızlı çıkan ülke oldu. 2010 yılında %7.5'e ulaşan büyümeyi yalnızca düşük baz yılı ile açıklamak yanlış olur. 2010 yılının ilk yarısı itibariyle kriz öncesi büyüklüğüne ulaşan Türkiye ekonomisi iç talebe ve dış kaynaklara bağlı büyümesini uzun yıllar sürdürecek bir konumda.
Kamu borç dinamiklerinin sağlamlığı, bankacılık sektörünün güçlü olması, hane halkının borcunun düşük olması ve yapısal reformların sürdürülmesi küresel yatırımcılara ve yurtiçi piyasalara güven vererek risk primlerinin düşürülmesini, yatırımların ve harcamaların artmasını sağlıyor. Bu sayede sürdürülebilir büyüme hızımız artıyor. OECD iktisatçıları önümüzdeki 5 yıllık dönemde Türkiye ekonomisini en hızlı büyüyecek olan ekonomiler arasında görüyorlar.
Genişleyici para politikalarına devam edilmesi beklenen küresel konjonktür borsayı desteklemeye devam ediyor. ABD, Avrupa ve Japonya'nın (G3) genişleyici para politikasına 2011 ve 2012 yıllarında devam etmesi bekleniyor. Yaşanan borç krizi sonrasında çoğu Avrupa ülkesinin genişleyici maliye politikası uygulama şansı kalmadı. Kasım başında yapılan seçimler sonrasında temsilciler meclisinde çoğunluğu kaybeden ABD hükümetinin genişleyici maliye politikasını sürdürme gücü azaldı. Japonya deflasyon ile mücadele edebilmek için genişleyici para politikası uygulamayı sürdürmek zorunda.
G3 merkez bankalarının genişleyici para politikası uygulamaya devam etmesi gelişmekte olan piyasalar için büyük önem taşıyor. Küresel likiditedeki artış gelişmekte olan ülkelere yüksek boyutta sermaye girişine yol açarak bu ekonomilerin hızlı büyümesini destekliyor. Ancak kontrolsüz bir hızla büyüme bu ekonomilerin aşırı ısınmasına, varlık balonlarına, yerel paralarının değer kazanmasına ve cari dengelerinin bozulmasına yol açabiliyor.
ürdürülebilir büyüme hızımız yüksek, dış dengeleri sağlam olan gelişmekte olan ülkeler portföy hareketlerindeki artıştan pek de memnun değiller. Bu nedenle, bir yandan faiz oranlarını düşük tutarak yerel paralarının cazibesini azaltmaya çalışırken, diğer yandan sermaye kontrolleri ve vergiler ile ülkelerine giren sıcak para miktarını azaltmaya çalışıyorlar.
Sermaye girişinin artması Türkiye gibi iç talebe ve dış kaynağa dayalı büyüme modeli olan ülkeler için iyi yönetilmesi gereken bir süreç. Türkiye ekonomisi son on yılda OECD ülkeleri içinde en hızlı büyüyen ülkelerden birisi oldu. Ancak söz konusu büyüme, özel kesimin tasarruf oranının neredeyse yarı yarıya düştüğü bir ortamda dış tasarruflar sayesinde sağlandı. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 33'ler seviyesinde olan tasarruf oranı Türkiye'de yüzde 13'ler düzeyine geriledi.
Durumun farkında olan ekonomi yönetimi son dönemde cari dengedeki bozulmayı kontrol altına almak ve ödemeler dengesinin finansmanının kalitesini artırmak için bazı önlemler almaya başladı. Büyümek için yurtdışı tasarruflara ihtiyacı olan Türkiye'nin sermaye kontrolü ve vergi koymak gibi radikal önlemler alma imkanı sınırlı. Bu yüzden Türk lirasının sıcak para için cazibesini azaltma yoluna gidildi.
Merkez Bankası 2011 yılında para politikasında fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrarın da hedefleneceğini açıkladı. Yılın son Para Politikası Kurulu'nda Merkez Bankası Türk lirasındaki değerlenme eğilimini sınırlamak amacıyla bir yandan kısa vadeli faizleri aşağı çekerken diğer yandan kısa dönemli faizlerin politika faizlerinden önemli ölçüde sapmasına izin verileceğinin sinyalini verdi. Faiz düşüşünün kredileri ivmelendirmesinin önüne geçmek amacıyla munzam karşılık oranları uzun vadeyi teşvik edecek şekilde artırıldı.
Benzer şekilde BDDK bir yandan bankaların kredi verme sürecini sıkılaştırırken, diğer yandan finansman tarafında vade uzatımını teşvik ederek finansal istikrara katkıda bulundu. Bu bağlamda kredi kartlarında asgari ödeme tutarları artırıldı, konut kredilerinde teminat oranı yükseltildi, bankaların sermaye yeterlilik oranları kanunda belirtilen seviyelerin üzerine çıkartıldı ve bankaların tahvil ihracına izin verildi.
Aralık ayında açıklanan kararları tek başına ele aldığımızda para politikasını gevşetici bir adım olarak görüyoruz. Önümüzdeki aylarda senelik enflasyonun önemli oranda gerileyeceğini gören Merkez Bankasının bu fırsattan yararlanarak faizleri aşağı çekerek Türk lirasının değerlenmesinin önüne geçmek istediğine inanıyoruz. Munzam karşılıklardaki artış ise faiz düşüşü nedeniyle kredi büyümesinin hızlanmasının önüne geçmek için yapıldı.
Politika faizlerindeki 50bp gerilemeye karşı munzam karşılıklardaki artış yalnızca 20bp düzeyinde bir maliyet artışı getirdi. Bankacılık sektörü bu maliyeti mevduat faizlerini aşağı çekerek mudilere veya kredi faizlerini yukarı çekerek kaynak kullananlara yansıtabilir. Merkez Bankası'nın istediği daraltıcı etkinin işlemesi için sektörün kredi faizlerini yukarı çekmesi gerekiyor. Aksi takdirde Merkez Bankası önümüzdeki aylarda munzam karşılık oranlarını yukarı çekmeye devam edecektir.
Bizim görüşümüz temel dengeleri sağlam, nüfusu genç, geleceğe ümitle bakan bir ekonomide munzam karşılık oranlarında yapılan oynamalarla kredi büyümesinin önüne geçmenin zor olduğu yönünde. Reel faizlerin düşük olduğu bir ülkede, ekonomi canlı, risk iştahı yüksek olduğu müddetçe küçük orta boy şirket kredilerinin ve hane halkına verilen kredilerin kullanımının hızlı büyümeye devam etmesini bekliyoruz. Cari açığın azalması ve enflasyonun eş anlı olarak gerilemesinin para politikası ile kolayca çözülebilecek sihirli bir yolu yok.
Merkez Bankasının politika faizlerini indirmesi kredi büyümesi sürecini daha da hızlandıracaktır. Merkez Bankası'nın munzam karşılık oranlarının daha fazla artırması borçlanmayı yavaşlatmak için çözüm olmayacaktır. Bu durumda borçlanma süreci özel sektör tahvili, finansal kiralama, tüketici finansmanı şirketleri vasıtasıyla bankacılık sektörünün dışına kaymaya başlayacaktır.
Özetle, sermaye girişlerinin yüksek olduğu "yeni normal" konjonktürde Merkez bankasının büyümenin hızlanmasına rağmen politika faizlerini uzun süre düşük tutma eğiliminde olduğunu görüyoruz. Faiz oranlarının düşük kalması hem şirket değerlemelerini artırarak hem de hisse senetlerine olan ilgiyi artırarak borsadaki yükselişi destekliyor.
2011 yılında Türkiye'nin yatırım yapılabilir ülke olması beklentisi borsadaki yükselişi destekleyecek bir diğer itici güç. Genel kamuoyu beklentisi, Haziran ayındaki genel seçimler sonrasında Türkiye'nin notunun yatırım yapılabilir ülke konumuna yükseltileceği yönünde. Yatırım yapılabilir ülke olmamız, mevcut durumda Türkiye varlıklarını almalarına izin olmayan bazı kurumsal yatırımcıları ülkemize çekerek borsadaki yükselişi destekleyecek.
Merkez Bankası'nın ve BDDK'nın açıkladığı önlemlere piyasaların ilk tepkisi Türk lirasını satmak oldu. Yerleşik yatırımcıların 8.5milyar dolar tutarında satışı durumu değiştiremedi. Kısa vadeli faizlerden nemalanan sıcak paranın çıkışı sonucunda Türk lirası gelişmekte olan ülke paraları içinde en çok değer kaybeden para birimi oldu. Merkez Bankası'nın para ve kur politikasındaki değişiklik nedeniyle Türk lirası aktiflere yatırım yapma stratejimizde bir değişikliğe gitmiyoruz. Tam tersine son dönemde Türk lirasında yaşanan değer kaybının döviz pozisyonlarını azaltmak için fırsat olduğuna inanıyoruz. Türkiye ekonomisinin güçlenmesine ve yatırım yapılabilir ülke konumuna ulaşmasına paralel uzun vadeli düşünen yabancı sermaye girişlerinin artmasını ve Türk lirasının değer kazanmaya devam etmesini bekliyoruz.
Türk lirası için iyimserliğimize rağmen vade uzatmak konusunda tereddütlerimiz sürüyor. Merkez Bankası para politikasını kaynak kullanımının görece düşük, çekirdek enflasyon baskısının sınırlı olduğu bir senaryo üzerine kurmaya devam ediyor. Biz emtia ve gıda fiyatlarındaki artışın, ve yönetilen / yönlendirilen fiyatlardan kaynaklanan risklerin enflasyon beklentilerini yukarı çekeceğine ve Merkez Bankası'nın 2011 yılında faizleri %8'e yükseltmek zorunda kalacağına inanıyoruz.
Türkiye'nin olası not artışı beklentisi, bütçe performansının güçlü olması ve gelişmekte olan ülke borç fonlarına para girişi orta ve uzun vadeli tahvil faizlerinin enflasyondaki olası bir yükselişi fiyatlamamasına neden oluyor. Bu yüzden yatırım stratejimizi kısa vadeli mevduat, orta vadeli değişken faizli tahviller gibi faiz artırımlarına daha az duyarlı enstrümanlar üzerine kurmaya devam ediyoruz. Buna rağmen Türkiye'nin 2011 yılında yatırım yapılabilir ülke olacağı beklentimize paralel 10 yılık devlet tahvillerini tavsiye etmeye devam ediyoruz.
Kredi büyümesinin mevduat artış hızından fazla olmasının kısa vadeli mevduat faizlerini yüksek tutmaya devam edeceğine inanıyoruz. Değişken faizli tahvilleri Merkez Bankasının faiz artırımlarına karşı en iyi koruma aracı olarak görüyoruz. Enflasyon bonolarını portföye eklemek için yılın ilk yarısında daha iyi fırsatlar göreceğiz. Faiz oranlarının düşük olduğu bir konjonktürde iyi seçilmiş bir özel sektör tahvil portföyüyle kredi riski alınarak portföy getirisinin zenginleştirilmesini öneriyoruz. Enflasyonun yükselmesine rağmen faizlerin artmadığı bir senaryoya karşı ise portföylerde altın ve emtia ürünlerine yer verilmesini öneriyoruz.
MSCI Türkiye endeksi IMKB için görüşümüzü TUT'a çektiğimiz 1 Ekim'den AL tavsiyesi verdiğimiz 22 Aralık tarihleri arasında % 7 oranında değer kaybetti. IMKB 100 için, tek tek şirket değerlemelerinden doğru hesapladığımız 12 aylık tahmini hedef değeri yıl sonunda büyüme tahmini ve özsermaye maliyetinde yaptığımız güncellemelerden sonra 79,000 olarak belirledik. Söz konusu hedef mevcut seviyelere göre %16 oranında bir artış potansiyeline denk geliyor.
PARA PİYASALARI KATEGORİSİ ALTINDA YER ALAN DİĞER MAKALELER
Yazan: Dr. Kenan Mortan / Girişimcilik Uzmanı
Yayın Tarihi: 08.02.2012
TÜİK fiyat istatistikleri açıklandı, fiyatlar % 10'un üstünde. Ancak kış şartlarında bu normal. Kıymetlenen TL ile, Mart'tan sonra artış oranı... 
Yazan: Serhat Gürleyen / Para Piyasaları Uzmanı
Yayın Tarihi: 09.01.2012
2012 yılına Avro bölgesi borç krizi nedeniyle küresel büyümenin yavaşladığı, enflasyon tehdidinin azalmaya başladığı, sistemik risklerin arttığı bir... 
Yazan: Serhat Gürleyen / Para Piyasaları Uzmanı
Yayın Tarihi: 19.12.2011
2012 yılına Avro bölgesi borç krizi nedeniyle küresel büyümenin yavaşladığı, enflasyon tehdidinin azalmaya başladığı, sistemik risklerin arttığı bir... 
Yazan: Serhat Gürleyen / Para Piyasaları Uzmanı
Yayın Tarihi: 02.08.2010
Türkiye 2010 yılının ilk yarısında OECD ülkeleri içinde en yüksek büyümeyi gösteren ülkelerden birisi olarak öne çıktı. Avrupa'nın çevre... 