Teşekkürler...
Mesajınız gönderilmiştir.
2b yasası,
aktif para politikası,
brezilya,
devlet iç borçlanma senetleri,
dibs,
pasif para politikası,
prim affı,
repo ihaleleri,
spekülatif sermaye girişi,
tcmb,
vergi affı
Yayın Tarihi: 14.02.2011
Başını Türkiye'nin de çektiği kimi ülkeler krizle birlikte kendilerine yönelen kısa vadeli sermaye hareketlerini (faiz oranının gelişmiş ülkelere göre yüksek kalmasının sonucunda doğan) krizin yarattığı bir fırsat olarak değerlendirdiler. Buna karşın kimi ülkeler mevcut durumu sorun olarak gördüler. Örneğin Brezilya bu görüşte olduğu için, sermaye girişini engellemeye yönelik olarak işi kısa vadeli sermaye gelirlerine vergi koymaya kadar götürdü. Bu önlemlerle yetinmedi bankaların pasifleri üzerinden (çoğunlukla mevduat) alınan kanuni karşılık oranını artırdı, bu da kredi maliyetlerinin artmasına neden oldu. Brezilya bu politikanın büyüme oranının düşüreceğini bilmesine karşın, kısa vadeli sermaye hareketlerinin üzerine gitme cesaretini gösterdi. Çünkü mevcut yapılanmanın daha sonra cari açığı hızla yükselteceğini ve döviz kuru riskinin arttıracağını düşündü.
Türkiye'de kriz sürecinde Merkez Bankası, (TCMB) 2006 yılından itibaren uygulamaya başladığı "açık enflasyon hedeflemesine" bağlı kaldı. Pasif para politikasına devam etti. 2008 Ekim ayına kadar da bu politika değişikliklerinin dışında bir politika değişikliğine gitmedi. Ancak bu aylarda faiz oranlarında yüzde 1'lik bir düşüşe gitti.
2009 yılında ise para politikası araçları kullanarak şu değişiklikleri yaptı:
- 19 Haziran 2009'da üç ay vadeli repo ihalelerine başlandı ve piyasaya likidite verilmesi yoluna gidildi.
- 16 Ekim 2009'da, TL cinsinden mevduatlarda kanuni karşılık oranı, yüzde 6'dan yüzde 5'e indirildi.
- 23 Aralık 2009'dan itibaren ikincil piyasadan Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) alımına başlandı.
2010 yılının son iki ayından itibaren Merkez Bankası politika değişikliğine gitti. TCMB'yi aktif para politikası konusunda cesaretlendiren olguların başında politika faiz oranlarını düşürmesi ile birlikte ekonomide 2009 son çeyreğinde büyüme oranının yüzde 6 olarak gerçekleşmesi ile enflasyon oranındaki sapmanın daralmasıdır.
TCMB'yi aktif para politikasına sevk eden belirleyici değişkenler, 2010 yılında ulusal paranın aşırı değerlenmesi ile birlikte gelen cari açığın çok hızlı artması Türkiye'ye giren kısa vadeli sermaye girişinin Kasım ayında 120 milyar doları bulması oldu. TCMB 2010 yılının son çeyreğinde para politikasında kısa aralıklarla ataklara girişti. Daha önemlisi açık açık TCMB'nin enflasyon oranının dışında finansal piyasalarda istikrarı da hedefleri arasına alması oldu.
TCMB bunların tümünü bir arada uygulamaya almadı. Sindire sindire yapmaya başladı. Uygulamanın başını faiz oranlarını düşürmek çekti. Özellikle karşılıklar politikasının etkin olarak kullanılmaya başlanması 2006 yılından itibaren uygulanan para politikasında bir değişikliği ifade etmekte. TCMB'nin Ocak ayında bir taraftan faiz oranlarını düşüren, diğer taraftan da kanuni karşılıkları artıran bir politika değişikliğine gitmesin iki unsur öne çıktı:
- Politika faiz oranlarını düşürerek sermaye hareketlerinin yararlandığı faiz marjı düşürmek, böylece yüksek getiriye dayalı kısa vadeli spekülatif sermaye girişini engellemek.
- Faiz oranlarının düşmesi ile artacak olan kredi talebinin toplam harcamaları (toplam talebi) artırmasını engellemek için bankaların kredi faiz oranlarını yükseltmek istedi. Bunu da TCMB'nin politika faiz oranlarını yükselterek yapmak yerine, kanuni karşılık oranlarını yükselterek, bankaların hem kaydi para hacmini daraltmak, hem de bankaların fon kaynak maliyetini artırarak yapılmasını kendisi açısından daha avantajlı gördü.
TCMB bu kararların maliyetini bankacılık sektörünün üstüne attı. Buna rağmen bankalar artan fon kaynak maliyetine rağmen kredi faiz oranlarını artırmayabilir. Yani daha düşük faiz marjı ile çalışır, karlılıklarından fedakarlık edebilirler. Tersi durumda ise bankalar kredi faiz oranlarını artırır, kredi talebi düşer, faiz marjı belki değişmez, fakat bu defa da küçülen aktifler nedeni ile karlılıkları azalır. Bundan dolayı bankalar ilk seçeneğe daha sıcak bakabilir. Çünkü ellerinde ciddi bir fon kaynağı var.
Eğer gelişmeler TCMB'nin istediği gibi olursa, yani faiz oranları bugünkü düzeyini korur, buna karşın döviz kuru belli ölçüde yukarı çıkarsa TCMB başarılı bir politika değişikliği yapmış olur. Bu şekilde döviz kurları arttığı için ihracatçıdan sürekli gelen şikayet de azalır.
Buna karşın gerçekleşmeler TCMB'nin beklendiği gibi olmaz ise, ilk ortaya çıkacak olan olgu kurların artması nedeni ile enflasyon oranının yükselmesidir. Diğer bir olumsuz gelişme de karşılık oranlarındaki artışın bankaların kredi hacminde düşüşe neden olması ve ekonomide büyüme oranının bundan olumsuz yönde etkilenmesidir.
Son olarak şunu da söyleyelim, bu analizde maliye politikasına fazla vurgu yapılmadı. 2011 yılında seçimden önce hükümetin elinde, bütçe kanunun içinde yer almayan iki kaynak olacak: Torba yasanın içinde yer alan gecikmiş vergi ve prim tahsilatları ile 2B yasası olarak adlandırılan düzenleme sonrası hazineye girecek olan kaynak. Bu kaynakların nasıl kullanılacağı para politikasının başarısını da belirleyecektir.
MAKROEKONOMİ KATEGORİSİ ALTINDA YER ALAN DİĞER MAKALELER
Yazan: Dr. Kenan Mortan / Girişimcilik Uzmanı
Yayın Tarihi: 09.05.2012
BBC namlı bir yayın kuruluşu. 'Avrupa Baharına mı Giriyoruz?' diye soruyor. İnsanın 'tövbe' diyesi geliyor. Bahar dediğimiz bir ferahlık, ötesi... 