İŞ'TE KOBİ'nin avantajlarından faydalanmak için lütfen giriş yapınız.

Beni Hatırla
Şifremi Unuttum

Konjonktür Analizi

Google Yahoo Facebook del.icio.us StumbleUpon Twitter Digg

Yayın Tarihi: 07.12.2009

 

2009 yılının son çeyreğine küresel krizin kontrol altına alındığı ve dünya ekonomisinin kademeli olarak toparlandığı bir konjonktürde giriyoruz. Dünyanın ileri gelen ülkeleri tarafından eş anlı olarak uygulanan  genişleyici maliye ve para politikaları sayesinde küresel krizden asgari zararla çıkıldı. Hane halkı ve reel kesimin ekonomiye duyduğu güvendeki artış  küresel durgunluktan çıkışın öngörülenden daha hızlı olacağını gösteriyor.  Ancak sürdürülebilir ve yüksek bir büyüme dönemine girilmesinin önünde halen ciddi engeller var.

Geçmiş durgunluk dönemlerinin aksine bu sefer gelişmiş ülkelerdeki sorunlar dünya ekonomisinin büyümesini aşağıya çekiyor. Dünya ekonomisinin motoru konumundaki ABD'de kademeli ve yavaş bir toparlanma yaşanıyor. İşsizlikteki artış, hane halkının borcunun yüksekliği, konut arzının fazlalığı ve bankacılık sektöründeki batık varlıklar ABD ekonomisinin durgunluktan çıkışını yavaşlatıyor.

Avrupa ve Japonya'da da durum çok farklı değil. Krize karşı ortak bir maliye politikası uygulayamayan ve dolara karşı parası aşırı değerlenen Avrupa ekonomisi hızlı bir çıkış yapmakta zorlanıyor. Bankacılık sektöründe yapısal sorunlarını çözemeden küresel durgunlukla karşılaşan ve parası aşırı değer kazanan Japonya ekonomisi düşük hızlı ve kırılgan bir toparlanma yaşıyor.

Küresel kriz sonrasında son dönemde yaşanan toparlanma G7'nin canlanmasından değil Asya ve Güney Amerika'daki gelişmekte olan ülkelerin hızlı büyümesinden kaynaklanıyor. Kamu borcunun düşüklüğü, bankacılık sektörünün güçlü olması ve iç tasarrufların yüksekliği bu ülkelerin genişleyici maliye ve para politikalarını kullanarak ekonomilerini desteklemelerine izin verdi. Bu sayede küresel durgunluğa rağmen görece hızlı büyümeyi sürdürebildiler.

Gelişmekte olan ülkeler arasında özellikle Çin güçlü ekonomik performansıyla dikkat çekiyor. Ucuz iş gücüyle dünyanın üretim üssü haline gelen Çin sağlam dış dengesi, düşük kamu borcu ve yüksek rezervleriyle küresel durgunluğa rağmen hızlı büyümesini sürdürüyor. Çin hükümeti alt yapı yatırımlarına ağırlık veren bir destek paketi ile hızlı büyümenin devamlılığını sağlıyor.

Ancak yalnızca gelişmekte olan ülkelerdeki canlanma ile dünya ekonomisinde kalıcı bir büyüme sağlamak mümkün değil. ABD ekonomisinde tüketim yaklaşık 10 trilyon dolar büyüklüğünde. Brezilya, Rusya, Çin, Hindistan gibi önde gelen gelişmekte olan ülkelerin toplam iç tüketimi ise 5 trilyon doların altında kalıyor. Gelişmekte olan ülkelerin ölçeği dünya ekonomisinin yeni motoru konumuna gelmek için yeterli değil.

Dünya ekonomisinin kalıcı bir büyüme platformuna girmesi için ABD ekonomisinde tasarruf oranı artırılıp iç talep daraltılırken Asya ülkelerinde ve özellikle Çin'de genişleyici maliye ve para politikalarıyla iç talebin uyarılması gerekiyor. Bu süreçte ABD ve Çin arasındaki dış ticaret açığının daralması için Çin hükümetinin Renminbi'nin değer kazanmasına izin vermesi gerekiyor. Ancak her iki ülkenin de iktisadi ve siyasi gerçekleri buna izin vermiyor.

Önümüzdeki dönemde yüksek hızlı ve sürdürülebilir bir büyüme ortamına geçilmesinin önünde önemli riskler var. Dünyanın ileri gelen ülkeleri tarafından eş anlı olarak uygulanan genişleyici maliye ve para politikaları sayesinde küresel krizden çıkıldı. Ancak, bu politikaların sürekli olarak devam ettirilmesi şansı yok. Kamu borç dinamiklerindeki bozulma ve enflasyonist baskılardaki artış orta vadede buna izin vermiyor

Genişleyici maliye ve para politikalarının kademeli olarak normalleştirilmesi lazım. Ancak dünya ekonomisini yeni bir durgunluk veya yüksek enflasyon dönemine sokmadan ve piyasaları dalgalandırmadan bunun yapılması kolay değil. Genişleyici politikaların zamanından önce bırakılması zaten kırılgan olan büyümeyi öldürüp durgunluğu ağırlaştırır. Gereğinden uzun sürdürülmesi enflasyonun yeniden yükselmesine  yol açar.

Bankacılık sektöründe kırılganlığın sürmesi bu süreci daha da karmaşıklaştırıyor. Önümüzdeki dönemde  para   ve maliye politikalarını normalleştirilirken mali sektör üzerindeki kontroller kademeli olarak artırılacak. Bu süreçte kaş yaparken göz çıkarılması mali sektörün kredi kanallarını açmaktan korkmasına yol açabilir ve küresel büyümeyi aşağı çekebilir. Bu durumda ekonomistlerin deyimiyle "U" tipi bir büyüme ile karşı karşıya kalacağız.

Yok eğer genişleyici politikalara gerektiğinden uzun süre devam edilirse aktif fiyatlarında yeni bir balonun oluştuğunu ve enflasyonun yükseldiğini göreceğiz. Artan kamu borçlarının genişleyici para politikası ile finanse edildiği bu süreçte büyümenin arttığı, varlık fiyatlarının şiştiği bir balayı döneminin arkasından yüksek enflasyon, ve ekonomik durgunlukla karşılaşacağız. Ekonomistlerin deyimiyle "W" tipi çift dipli bir büyüme ile karşı karşıya kalacağız.

Bu sürecin koordine bir şekilde ve eş anlı olarak götürülmemesi işleri daha da karıştıracak. Ekonomik  büyümenin güçlü olduğu Asya ülkeleri (Çin hariç) ve bu kesime ihracat yapan emtia üreticisi Latin Amerika ülkeleri para politikalarını daha çabuk sıkılaştırmak zorunda kalacak. Faiz oranlarındaki yükselme, genelde rekabetçi döviz kuru politikası izleyen bu ülkelerde, döviz kurlarına müdahalelere ve sermaye girişleri üzerindeki sınırlamaların artırılmasına yol açabilecek.

Söz konusu risklerin gerçekleşmesi Türkiye ekonomisinde başlayan toparlanma sürecine zarar verebilir. U  tipi   bir büyüme senaryosunda ABD ekonomisinde yaşanan sorunların devam etmesi ve Avrupa ekonomisindeki canlanmanın sınırlı olması Türkiye ekonomisindeki canlanmanın düşük hızlı ve kırılgan olmasına yol açabilir.

W tipi bir büyüme senaryosu ilk aşamada global likiditedeki fazlalık nedeniyle varlık fiyatlarının ve emtia fiyatlarının şiştiği ikinci aşamada yükselen enflasyon beklentileriyle enflasyon beklentilerinin bozulduğu ve  merkez bankasının daha çok faiz artırmak zorunda kaldığı enflasyonun yüksek ve büyümenin düşük olduğu bir döneme girilmesine neden olabilir.

Türkiye öznesine baktığımızda, hükümetin Eylül ayında açıkladığı orta vadeli ekonomik program dünya ekonomisinde orta hızlı ama istikrarlı bir büyüme ortamına geçileceğini, risk iştahının artacağını, özelleştirmeler, doğrudan yatırım ve dış borçlanma yoluyla ülkeye kaynak girişinin artacağını var sayıyor. Orta vadeli Program IMF ile yeni bir stand-by yapılmasını öngörmüyor.

Merkez Bankası'nın Ekim ayı sonunda açıkladığı Enflasyon Raporunda çizdiği para politikası ekonomideki canlanmanın düşük, çıktı açığının yüksek, enflasyonist baskının sınırlı olduğu bu konjonktür üzerine kurulu. Merkez Bankası sınırlı bir faiz indiriminin ardından 2010 sonuna kadar faiz oranlarını sabit tuttuğu baz senaryoda enflasyonun %5-%6 bandında (orta nokta %5.5), 2010 sonunda %3.9-%6.9 bandında (orta nokta %5.4) gerçekleşeceğini öngörüyor.

Ana senaryonun yanı sıra aşırı iyimser veya kötümser yan senaryolarda da Merkez Bankası para politikası faizleri için aşağı yönlü esnekliğini koruyor. Küresel krizde yeni bir dalga gelmesi durumunda veya küresel risk iştahında ani bir artış olduğunda Merkez Bankası faiz oranlarında yeni bir indirim sürecine gidilebileceğini tekrarlıyor. Ancak Temmuz ayından farklı olarak bu defa ek faiz indirimlerinin geçici olacağı vurgulanıyor.

Genel olarak MB'nin düşük büyüme senaryosuna katılmakla birlikte, enflasyon cephesinde daha temkinli bir görüşümüz var. 2011 genel seçimleri öncesinde harcamalardaki artış nedeniyle kamu mallarına yapılacak zamların 2010, 2011 yıllarında enflasyonu yukarı çekeceğinden endişe ediyoruz. Orta Vadeli Program'da konulan hedeflere, nasıl ulaşılacağına yönelik alt detayların açıklanmaması nedeniyle, ihtiyatlı yaklaşıyoruz.

Merkez Bankası'nın finansal sıkılığı azaltmak adına faizlerin düşük seyri konusunda iyimser mesajlar verdiğine inanıyoruz. Orta vadede mali cephedeki bozulmanın ve emtia fiyatlarındaki artışın enflasyon beklentilerini bozmasını ve Merkez Bankası'nı faiz artırmaya zorlamasını bekliyoruz. Bu nedenle baz senaryomuzu Merkez Bankası'nın politika faizlerini 2010'un dördüncü çeyreğinde 200 baz puan, 2011'in ilk çeyreğinde yüz baz puan 2011'in son çeyreğinde 100 baz puan ve 2012'nin ilk çeyreğinde 50 baz puan artırması üzerine kurduk.

Bütçe dengelerinin kötüleştiği ve Hazine'nin yılın ilk aylarında borç çevirme oranını % 110-120 aralığına  yükselttiği baz senaryomuz  Devlet İç Borçlanma Senetleri için olumlu bir görünüm vermiyor. Bu nedenle sabit getirili kıymet önerilerimizde uzun vadeli ve sabit kıymetli tahvillere yer vermiyoruz. İskontolu Hazine bonolarında yatırım vadesini verim eğrisinin göreceli olarak dikleştiği 12 ile 16 ay arasında sınırlıyoruz. Uzun vadeli tahvillerde değişken faizli ve TÜFE'ye endeksli kağıtlara ağırlık vermeye devam ediyoruz.

Ekim ayı raporumuzda borsadaki hızlı yükseliş sonrasında risklerin arttığına değinmiş ve olası bir kar realizasyonuna karşı yatırımcıları uyarmıştık. Son iki haftada hisse senedi piyasalarında küresel ölçekteki satış sonrasında İMKB'nin hedef değerlerimize göre artış potansiyeli %25'e yükseldi. Küresel risk iştahındaki bozulma borsadaki satış baskısının  devam edebileceğini gösteriyor.

 

PARA PİYASALARI KATEGORİSİ ALTINDA YER ALAN DİĞER MAKALELER

Meteo

Yazan: Dr. Kenan Mortan / Girişimcilik Uzmanı

Yayın Tarihi: 08.02.2012

TÜİK fiyat istatistikleri açıklandı, fiyatlar % 10'un üstünde. Ancak kış şartlarında bu normal. Kıymetlenen TL ile, Mart'tan sonra artış oranı... Devamı

2012 yılı yatırım stratejisi

Yazan: Serhat Gürleyen / Para Piyasaları Uzmanı

Yayın Tarihi: 09.01.2012

2012 yılına Avro bölgesi borç krizi nedeniyle küresel büyümenin yavaşladığı, enflasyon tehdidinin azalmaya başladığı, sistemik risklerin arttığı bir... Devamı

Dışarıda deli dalgalar

Yazan: Serhat Gürleyen / Para Piyasaları Uzmanı

Yayın Tarihi: 19.12.2011

2012 yılına Avro bölgesi borç krizi nedeniyle küresel büyümenin yavaşladığı, enflasyon tehdidinin azalmaya başladığı, sistemik risklerin arttığı bir... Devamı

Yeni Normal Dönemde Piyasalar

Yazan: Serhat Gürleyen / Para Piyasaları Uzmanı

Yayın Tarihi: 17.01.2011

Borsadaki satış dalgası öngördüğümüzden daha kolay atlatıldı. Çin'den gelen daraltıcı para politikası işaretlerine, Avro bölgesindeki kredi krizinin... Devamı

Kur savaşları KOBİ'leri etkiler

Yazan: Prof.Dr. Ömer Faruk Çolak / Makro Ekonomi Uzmanı

Yayın Tarihi: 27.10.2010

Kriz sonrası dünya yeni bir para sisteminin inşası sürecine girdi. Ancak inşa sürecinin bu kadar uzun süre devam edeceğini düşünmüyordum. Fakat... Devamı