Teşekkürler...
Mesajınız gönderilmiştir.
Yayın Tarihi: 05.08.2011
Eskiler "Ağustos'un yarısı yaz, yarısı kış" derler. Çok eski gözlemlerin bir genellemesi olduğu için Ağustos'un yarısına varmamız için 10 gün daha yazın tadını çıkaralım. Ondan sonra yeni bir yıla doğru yelken açarız.
İşini ciddiye alanlar yeni yılın planlarını zihinlerinde yokluyor olmalı.
Uzun yıllardır küçük ve orta ölçek işyerlerinin sorunlarıyla ilgiliyim. Kendime, içtenlikle sorular yönetiyorum: 1980'lı yıllardan bu yana tatmin edici bir ilerleme gösterebildik mi?
Nereden baktığıma bağlı olarak kimi zaman "olumlu" yanıtlar veriyorum soruya... Çoğu zaman da boşa kürek çektiğimiz hissi bütün benliğimi sarıyor.
Küçük ve orta ölçek işyerlerine ilişkin "net bilgi eksikliği" bu işe bulaştığımdan bu yana çözüm bulunamayan en önemli sorun.
Üretimin en önemli "ara sektörü" olan "kalıpçılık" konusunda çok yazdım: Bazıları ülkemizde 7 binin üzerinde kalıpçı olduğunu söylüyor. Başka açıdan bakanlar 11 bin kalıpçının varlığından dem vuruyor. Kalıpçıları temsil eden derneğin üye sayısı ise 200'ü bile bulmuyor. Aktif üye sayısı ise bu sayının da çok gerisinde.
İlgi alanımdan birinin de "mobilya sektörü" olduğunu biliyorsunuz.
Üretici ve satıcı ne kadar mobilya işletmesi var ülkemizde?
Bazılarına göre 60 bini aşıyor. Kimi örgütler ise 40 bin rakamını dillendiriyor.
Arada 20 bin fark var. Hemen her sektörde rakamların havada uçuşması zihnimi alabildiğine bulandırıyor.
Ülkemizde ciddi bir "dinamik envanter" neden yapılmıyor? Envanterle hiç ilgisi olmayan, üreticinin analiz aracı olarak kullanamadığı bazı rakamları alt alta koyarak "envanter yaptım illüzyonu" yaratma çabasının arkasında ne var?
Aşırı ve noksan değerlendirme yapmamaya hep özen gösteriyorum. Ciddi envanter eksikliği daha net şeyler söylenmesini engelliyor.
Kayıt dışılığa sığınılıyor mu?
Yine de ölçüyü kaçırdığımız zamanlar oluyor... Geçenlerde bir dostum, "...ekonominin dinamizmi 'kayıt dışı' uygulamalara dayanıyor. Kayıt dışı uygulamalardan herkes yakınsa da, siyasi irade söylemleri üstüne gidileceği izlenimini yaratsa da adım atılamaz." diyordu.
Doğrusunu isterseniz yapılan yorumlara "doğru" ya da "yanlış" diyebilecek veri kimsenin elinde yok. O nedenle ülkemizde ne söylesen gidiyor. Kimse kimseyi yazdıkları, çizdikleri, söyledikleri ile yargılamıyor. Geriye dönük analizler yapılıp insanların yüzüne söyleme düzeyine henüz ulaşamadık.
"Net bilgi" olmadan "etkin koordinasyon" olabilir mi?
Etkin koordinasyon yapmadan bir iş üzerinde "odaklanma" mümkün mü?
Net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma olmadan da fiziki sermayemizin, insan kaynaklarımızın ve teknolojinin verimini artırabilir miyiz?
Ne yazık ki yukarıdaki soruya kocaman bir "hayır!" yanıtı vermek zorundayız.
İşin amentüsü olan "bilgi ve anlama" alanında bu kadar eksikli bir yapıda diğer adımları nasıl atarız?
Rekabet edebilir ölçeklere erişmenin en kısa yolunu bulabilir miyiz?
Rekabet edebilir teknoloji ile işyerlerimizi donatabilmenin en uygun fiyat-maliyet dengesini kurabilir miyiz?
İşyerlerimizin birikim yeteneğini koruyan ve uzun dönemli geleceğini güven altına alan çağdaş işyeri yönetiminin ilkelerini uygulayabilir miyiz?
Çağımızın temel aracı olan işbirliklerini gerçekleştirebilir miyiz?
Ölçek ekonomisinin erişebilirliği ile küçük ve orta ölçek yapının esneklik ve hızını dengeleyebilir miyiz?
Net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma konusunda ileri adımlar atmamız gerekiyor.
Akademisyenler ne yapıyor?
Üniversitede akademisyenlerimize iş düşüyor... İş çevresinin 10 yıl önceki koşullarına göre değil, 10 yıl sonrasına göre "işletme kuramları" geliştirmeliler.
Ülkemizdeki küçük ve orta ölçek işyerlerinin talep koşulları, faktör koşulları, karşılıklı-bağımlılık ilişkileri ve rekabet stratejilerinde hangi ölçüleri kullanacaklarını bilmeleri gerek. Bu da önemli ölçüde işletme ve ekonomi alanındaki akademisyenlerin işi... Uygulamacılardan bir kuram geliştirmeyi beklememeliyiz.
Bizim gibi yazıp çizenlerin ciddi sorumluluğu var: Yazdıklarımızı önümüze koyup, bir kısır döngüye düşüp düşmediğimizi kendimize yöneltmeliyiz... Aynı şeyleri durmadan yinelemek yerine geleceği inşa edecek bileşenleri, bağlamları ve bakış açısını geliştirmeye yardımcı olmalıyız...
İnsanlara "zihni model kurmaya yardımcı olan varsayım desteği" verebiliyor muyuz?
KOBİ sorunlarını nasıl ele almak gerektiğini tartışalım... Başkalarına verimli çalışma önerisi yapan bizler, önce kendi zihinsel enerjimizi verimli kullanıp kullanmadığımızı tartışma özgüveni gösterelim...
İŞLETME-YÖNETİM KATEGORİSİ ALTINDA YER ALAN DİĞER MAKALELER
Yazan: Dr. Rüştü Bozkurt / İşletme/Yönetim Uzmanı
Yayın Tarihi: 02.05.2012
Gazeteleri günlük haberlerle donatma zorunda olanlarla ile bizim gibi ince ayrıntı gözleme gayretinde olanların bakış açıları, yaratmak istedikleri... 
Yazan: Taylan Erten / Dünya Gazetesi Yazarı
Yayın Tarihi: 01.05.2012
Türkiye'nin hızla büyüyen sektörlerinden biri elektronik. Bu cümle bana ait değil; Sanayi Bakanlığının raporundan aktarıyorum. O cümle şöyle:... 
Yazan: Dr. Rüştü Bozkurt / İşletme/Yönetim Uzmanı
Yayın Tarihi: 28.03.2012
Bizim İstanbul'a yerleştiğimiz 1970'lı yılların sonlarında o zamanki İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akdemisi'ne geniş bir kampus alanı... 
Yazan: Dr. Kenan Mortan / Girişimcilik Uzmanı
Yayın Tarihi: 12.03.2012
Ortalık sakin bir dalgalanma da yok! Size aktaracağım tek dalgalı veri petrol fiyatları. Geçen Cuma, petrolün varili 5$ birden artıp 128$ ‘ı... 