Teşekkürler...
Mesajınız gönderilmiştir.
Yayın Tarihi: 18.01.2010
Son günlerin güncel konusu IMF ile Türkiye'nin yapacağı anlaşma. Bu konu esasında herkesi bıktırmış durumda. Çünkü çok uzadı. Her kafadan bir ses çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Sadece Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Durmuş Yılmaz'ın 2008 Ağustos'undan bu yana yaptığı açıklamalara bakıldığında IMF ile yapılacak olan anlaşma konusunda kafaların ne kadar karışık olduğunu rahatlıkla görülebilir.
Özellikle özel sektör temsilcilerinde görülen kafa karışıklığının nedeni ise IMF'in işlevi konusunda yeterince bilgi sahibi olunmaması diyebilirim. Birçoğunun sandığı gibi IMF ülkelerin iktisadi büyümesine destek veren, işsizliği azaltmaya yönelik politikaları finanse eden bir kurum değil. IMF ülkelerin serbest dış ticareti sürdürebilmeleri için cari işlemler bilançosunda dengenin sağlanmasını hedefleyen bunun için de ülkelerin ödeme güçlerini korumaya çalışan bir kurum. Türkiye ile anlaşma yaparken de bunları gözetecek.
IMF anlaşma için elbette hükümetimizden de talepleri oldu. İlk istedikleri de 2009 yılı bütçesinde ortaya çıkan 50 milyar TL'yi aşan bütçe açığının 2010 yılında en aza indirilmesidir. Hükümet de bunu kabul etti ki, 2010 yılına zamlar ve vergi artışları ile başladı.
Hükümet açısından IMF ile anlaşmak 2010 yılına gelindiğinde artık bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Bunun temel nedenleri:
- Bütçe açığının yüksek seyretmesi ve 2010 yılında tüm vergi artışlarına rağmen vergi tahsilatında istenilen düzeye erişilmesinin zor olması. Bundan dolayı bütçeyi finanse etmek için ek kaynağa duyulan ihtiyaç.
- Ekonomide ortaya çıkacak olan küçük de olsa büyümenin cari açığı artıracağı ve bunun da finanse edilmesi gerekliliği.
- Son olarak da Türkiye'nin 2010 yılında 53.5 milyar dolarlık dış borç ödeyecek olması.
Bu gerekçelere bakarak hükümetin IMF ile anlaşma yapması zorunlu. Ancak yapılacak olan anlaşma Türkiye ekonomisinin yaşadığı sorunları aşmasını sağlar mı? Bu soruya evet demek mümkün değil. Buna karşın hükümetin izlediği iktisat politikaları nedeni ile ekonominin soluklanması için anlaşma yapılmak zorunda gibi duruyor.
Anlaşma ne getirecek sorusunu sorduğumuzda, kimin için sorusunu da ek olarak sormak durumundayız. Biz burada soruyu KOBİ'ler için yanıtlayalım. KOBİ'ler bu anlaşma nedeni ile artan vergiler sonrasında ek bir yükü üstlenecekler. Diğer yandan kamu harcamaları azalacağı için KOBİ'lere yönelik talep düşeceğinden KOBİ'lerin en azından kısa dönemde ciro ve siparişleri de azalacaktır.
Bu olumsuzluklara karşın IMF'den kredi gelmesi ile artan likidite, faiz oranlarının artmasını engelleyecek bu da KOBİ'lerin olası finans yükündeki artışın azalmasını sağlayacaktır. Diğer yandan gelen kredi ile birlikte kurlardaki olası artışlar engellenmiş olacaktır. Hatta kurlar aşağıya doğru gidebilir. Bu ise ihracatçı KOBİ'lerin rekabet gücü azaltacak ancak döviz cinsinden kredi maliyetlerini düşürecektir.
Sonuç, 2010 yılı da zor geçecek, başta KOBİ'ler olmak üzere herkes buna hazırlıklı olmalı.
MAKROEKONOMİ KATEGORİSİ ALTINDA YER ALAN DİĞER MAKALELER
Yazan: Dr. Kenan Mortan / Girişimcilik Uzmanı
Yayın Tarihi: 09.05.2012
BBC namlı bir yayın kuruluşu. 'Avrupa Baharına mı Giriyoruz?' diye soruyor. İnsanın 'tövbe' diyesi geliyor. Bahar dediğimiz bir ferahlık, ötesi... 