Teşekkürler...
Mesajınız gönderilmiştir.
Yayın Tarihi: 27.04.2010
Kırmızı et fiyatı ile ilgili tartışma ithalat kararı ile sonuçlandı. Hükümet, Et ve Balık Kurumu'na kırmızı et ve canlı hayvan ithalatı için yetki verdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gazetecilere yaptığı açıklamaya göre, ithalat Avrupa Birliği'nden yapılacak. Yıllardan beri deli inek hastalığı (BSE) nedeniyle ithalatın yapılmadığı Avrupa Birliği'ne böylece kapılar açılmış olacak.
Et veya canlı hayvan ithalatının başlaması iç piyasada yükselen kırmızı et fiyatını düşürür.
Et fiyatının düşmesi ilk bakışta önemli bir adım olarak görülebilir. Bundan tüketiciler de memnun olur. Çünkü çok daha ucuza et tüketecek.
Tüketiciyi kısa vadede memnun edecek et ithalatı hayvancılık sektörüne çok büyük darbe vuracak. Bir çok besi işletmesi kapanacak. Süt inekleri kesime gidecek ve Türkiye'nin hayvan varlığı azalacağı için bir süre sonra et fiyatı bugünden daha da yüksek olacak. Yeniden ithalat gündeme gelecek. Bu kısır döngüde bir de bakmışsınız ki, Türkiye, sadece et ve canlı hayvan değil, et ve et ürünlerini, süt ve süt ürünlerini ithal etmek zorunda kalacak. Hayvancılıkta tamamen dışa bağımlı olacak. Yerli üretim bitecek.
Buna benzer bir süreç 1980'li yılların başında rahmetli Turgut Özal döneminde yaşandı. O dönemde de sadece hayvancılıkta değil, tarımın pek çok alanında yerli üretim ithalatla terbiye edilme anlayışı benimsendi. Bir çok ürüne kapılar açıldı. Canlı hayvan, et, peynir ve diğer hayvansal ürünler ithal edildi.
Yapılan ithalatla Türkiye'de hayvancılık sektörü çöktü. Sonraki yıllarda pek çok destek paketi açılmasına rağmen hayvancılıkta istenen üretim ve verim düzeyine ulaşılamadı. Doğu ve Güneydoğu'da terörün de etkisi ile hayvancılık ikinci kez darbe yedi.
Yerli üretim yeterli olmayınca, 1980 öncesinde canlı hayvan ihraç eden, et ihraç eden Türkiye, ithalatçı oldu. Aynı dönemde sektörde piyasayı düzenleyici iki kuruluş olan Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) ile Et ve Balık Kurumu (EBK)'nun özelleştirilmesi hayvancılıkta geri dönülmez bir çöküşe neden oldu.
Daha sonraki yıllarda da dönem dönem ithalat sürdü.Yapılan her ithalat sektörü geriletti. Türkiye, dünyanın en pahalı etini tüketmeye mahkum edildi.
İthalat politikası verilere yansıdı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 1989'da 55 milyon 589 bin olan küçükbaş(koyun-keçi) hayvan varlığı 2008'de 29 milyon 568 bin başa geriledi. Büyük baş hayvan varlığı ise aynı dönemde 12 milyon 173 bin baştan 10 milyon 859 bin başa geriledi. 2009 sonu itibariyle küçükbaş hayvan varlığının 25 milyona, sığır varlığının ise, 10 milyon başın altına gerilediği tahmin ediliyor.
Kırmızı et üretimi ise 1989 - 2008 döneminde 544 bin tondan 482 bin tona geriledi.
Hayvan varlığının azalması ve buna bağlı olarak et üretiminin düşmesi sonucunda et fiyatı yükseldi.
Besiciler için en önemli girdi kalemi olan yemde de ciddi sorunlar yaşanıyor. 2007 ve 2008'de yaşanan büyük kuraklık sonucunda arpa ve diğer yem hammaddesi ürünlerde üretim azaldı, fiyat arttı. Bu dönemde pek çok besi işletmesi kapandı.
Hükümet, işletmelerin kapanmasını önlemek için hiçbir önlem almadığı gibi, hayvancılık desteklerinde radikal değişiklik yaparak hayvan başına destek ödemesine geçti. Destekler hem azaldı hem de üretimi doğrudan artıracak destekler yerine doğrudan destek sistemine geçildi. Bitkisel üretimde yararlı olmadığı için kaldırılan doğrudan gelir desteği 2008'den itibaren hayvancılıkta uygulanmaya başlandı. Üstelik, verilen desteklerin bir çoğu süt hayvancılığına yönelik, besiye özel destek yok.
Besicilikte bu sıkıntılar yaşanırken benzer bir süreç süt hayvancılığında da yaşandı. Çiğ süt fiyatı 2008'de 45 kuruşa kadar düştü. Çok sayıda süt hayvanı kesime gitti. Hayvan varlığı eridi. Et ve süt fiyatı arttı. Fiyatın artması yapılan yanlışların, uygulanan politikaların sonucudur. Nedenler ortadan kaldırılmadıkça sonucu tartışmak çözüm olabilir mi?
Yıllardır sınırlardan ülkeye kaçak et ve canlı hayvan giriyor. Hükümet kaçakçılığı önleyemiyor. Yine yıllardan beri çok konuşulmasına rağmen sağlıklı bir kayıt sistemi oluşturulamadı. Varolan kayıt sistemine Tarım Bakanlığı'nın kendisi bile inanmıyor. Bakanlık, Aralık ayından bu yana üç kez hayvan sayımı yaptırdı.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'in açıklamasına göre Aralık 2009 sonunda yapılan ilk sayımda bir milyon 717 bin besi hayvanı olduğu tespit edildi. Bir buçuk ay sonra 15 Şubat'ta ikinci bir sayım yapıldı. Bu kez hayvan sayısı 2 milyon 90 bin olarak belirlendi. Nisan'da yapılan son sayımda ise besideki hayvan sayısı 2 milyon 200 bin olduğu açıklandı.
Şubat'ta yapılan sayımdan sonra Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker:" Sayım yaptırdık, yeterli hayvan var, ithalata gerek yok." dedi. Damızlık birlikleri, hayvancılık örgütleri ithalat yapılmayacağı için gazete ilanı ile Bakan'a teşekkür etti.
Nisan ayına gelince yapılan sayımda hayvan sayısı 2 milyon 200 bin adet çıktı. Bakan bu kez, yeterli hayvan olmasına rağmen ithalat yapacaklarını açıkladı. Bakan, araştırma yaptıklarını bir hafta içinde karkas et veya canlı hayvan ithal edeceklerini söyledi.
Şubat ayından bu yana besideki hayvan sayısı nasıl oldu da 500 bin baş birden arttı? Bu kadar hayvan nereden geldi?
Ayrıca, hayvan sayısı 1 milyon 700 bin baş iken "ithalata gerek yok" denilirken, hayvan sayısı 2 milyon 200 bin başa çıkınca neden ithalata karar verildi?
İthalat sadece et piyasasını değil sütü de olumsuz etkiler. İthalatla hayvan fiyatı düşecek endişesi ile süt hayvanları kesime giderse, süt üretimi ve buna bağlı olarak süt ürünleri üretimi de düşer. Tekrar ithalat yapmak zorunda kalırsınız.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'in "besiciler hayvanı kesmiyor, fiyatlar artıyor" görüşü de doğru değil. Besicilerin anlattığına göre, belli bir kiloya ulaştıktan sonra hayvanın kesilmemesi üreticiye yarar değil zarar verir. Çünkü, belli kiloya ulaştıktan sonra hayvan yine aynı yemi tüketir, fakat yeni kilo almadığı için maliyeti artar. Bu nedenle kesim zamanı gelen hayvan mutlaka kesime gönderilir.
Sonuç olarak, et fiyatındaki artışı durdurmak için et veya hayvan ithal etmek kısa dönemde et fiyatlarını düşürebilir. Fakat, 2 milyonun üzerindeki besi hayvanlarının da elden çıkarılmasına ve hayvancılık sektörünün çökmesine neden olur. Özellikle 2007-2008 dönemindeki kuraklığın zararını telafi etmeye çalışan besicilere bazı destekler sağlanarak bu dönem daha az hasarla atlatılabilir. Orta vadede ise hayvan varlığının ve et üretiminin artırılmasından başka çare yok.
Türkiye'nin Hayvan Varlığı (bin baş)
Yıl Koyun Keçi Sığır Toplam
---------------------------------------------------------------------
1989 43.647 11.942 12.173 67.762
2005 25.304 6.517 10.526 42.347
2006 25.616 6.643 10.871 43.130
2007 25.462 6.286 11.037 42.785
2008 23.974 5.593 10.861 40.428
Kaynak: TÜİK
Not: 2009 sonunda küçük baş hayvan varlığının 25 milyon, sığır varlığının 10 milyon başa düştüğü tahmin ediliyor.
Türkiye'nin Kırmızı Et Üretimi (ton)
Yıl Üretim
-------------------------
1989 544.395
2005 409.423
2006 438.530
2007 575.622
2008 482.458
2009 450.000
Kaynak: TÜİK
Not: 2007'deki artış kuraklık nedeniyle çok sayıda hayvanın kesilmesinden kaynaklanıyor. 2009 verisi tahminidir.
TARIM VE HAYVANCILIK KATEGORİSİ ALTINDA YER ALAN DİĞER MAKALELER
Yazan: Erdoğan Kahya / Dünya Gazetesi Yazarı
Yayın Tarihi: 21.11.2011
Ülkemizdeki 17 Tarım Satış Kooperatifler Birliği'nden biri olan Antbirlik 1952 yılında kurulmuş. Aradan geçen 59 yılda neler yaşamadı ki? Dile kolay... 